GÖNÜL SESİ // SHERRYL WOODS

30 Ara 2012



Kitaptan Alıntı
''Bazen kafamda hâlâ müziği duyabiliyorum, inanabiliyor musun?'' dedi Allie, yüzünde büyük bir kederle. ''Ve en çok neye yanıyorum biliyor musun?''
Ricky başını iki yana salladı.
''Senin sesini hiç duyamayacağıma...''
Ricky gözyaşlarının, göz pınarlarını yakmaya başladığını hissetti. ''Oh, querida, sen önemli olan herşeyi duyabiliyorsun..''



KONUSU:

Duygusal yanı ağır basan , güzel ve romantik bir kitaptı. Okurken su gibi akıp gitti. Harlequin Yayınları gerçekten yayımlayacak kitaplarını çok iyi seçiyorlar. Bu kitabı bir aydır elimde tuttuğuma inanamıyorum. Bir elime aldım birkaç saat içinde bitti.Yazarın okuduğum ilk kitabı ama dilini çok beğendim. Sanırım sık sık takip edeceğim. 

Kitapta Allie (Allison) , üniversite çağlarındayken geçirdiği bir hastalıkta duyma yetisini kaybetmiştir ondan sonrada kendisini Miami'de kendisi gibi çocuklara eğitim vermeye adamıştır. Sahilde yaşadığı evinde bir fırtına sonrası enkaz altında kalır ve kendisini kurtarmaya gelen itfaiyeci Ricky'ye aşık olur. 
Kitapta Ricky ve Allie arasında gelişen aşk ve kızın duyamamasına rağmen dudak okuyarak kurduğu iletişim öyle güzel aktarılmış ki , okurken çok etkilendim. Bazı kısımlarda gözlerim bile doldu. Ki en çok da alıntı ettiğim yerde ağladım. 
Ricky'nin Allie'ye ses olduğunu söylesem abartmış olmam.Bu kitabı yorumlayarak değil de okuyarak anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Kesinlikle okunması gereken bir kitap...

MY RATING:


FİNAL // BECCA FIZPATRICK




Al işte , koca bir yıl ''Ha çıktı , ha çıkacak..'' diye büyük umutlarla beklediğin kitabın uydurma bir kurguyla karşına gelmesinden sonra yorum bile yapası gelmiyor insanın.Hâlâ bu kitabın bu kadar gelişi güzel kurgulanmış olduğuna inanamıyorum. Becca , Silence(Sessizlik)'dan sonra bu kitabın daha iyi olacağına dair o kadar duyuru yaptı ki, kitaptan beklentilerimiz resmen tavan yaptı. Ama elde ettiğim sonuç; bom boş bir kitap oldu.
Hayır, anlamadığım bu kurgu için mi tam bir yıldır uğraşıyordu ? Diğer kitapların kurgularından bir yıl uğraşmadığı için şanslıyız sanırım. Herneyse. Kitapta sevmediğim yerlere değinmem gerekirse;
Öncelikle Vee'nin sırlarının daha başında damdan düşer gibi çıkması dahası sonunda kızında öyle abuk subuk bir hâlde durumu açıklaması o kadar saçmaydı ki, YA okumayı bırakma sebebi desem yeridir.Sonra bu kitabın tamamında sözde Patch'in geçmişini öğrenecektik. Onunla ilgili hiçbir kısım yoktu. Tabi, bu kısımda Pegasus Yayınları'nın kitaptaki ek sahne olan Patch'in Mektubu'nu çevirmemesininde etkisi olabilir. Ama kendi adıma söylemeliyim ki , mektubu okuduğum hâlde bir sonuç alamadım. Sadece aklımda yer eden birkaç soruya cevap edindim o kadar.O yüzden Patch'in geçimişinin kitabın içeriğinde yer alması gerekirdi diye düşünüyorum. Zirâ bir yıl boyunca son kitapta ''Pacth'in geçimişini öğreneceğiz,'' diye yaygara yapıldı.Vallahi hiç beğenmedim ama en çok verdiğim paraya yandım. Seriyi sevenlere saygım sonsuz ama bu kitapla seri resmen öldü.

Konusuna değinirsek de ; Hepimiz Nora'nın Sessizlik'te babası tarafından vekil tayin edilmesiyle Nefil Lideri olduğunu biliyoruz. Bu kitapta da Pacth'le beraber Nefiller ve Kovulmuş Melekler arasındaki savaştan sağ çıkmaya çalıştı durdular. Ama aslında kitapta Patch'ten çok Dante ve Scott vardı. Yazarın esas oğlanımıza bu kadar az yer vermesini hiç sevmedim.Neyse. 

Nefiller yeni liderlerini hemen benimsemedikleri için kendi çaplarında onu sorguya çekiyorlar ama Dante'nin geçmişten gelen saygınlığı sayesinde bir sözüyle Nora'ya bir şans veriyorlar ve Nora Dante ile bir anlaşma yaparak, Nefillerin gözünde sevgi gibi görünmeye karar kılıyorlar.

Bu oyunları sürecinde Dante Nora'ya nefil güçlerini kullanmayı öğretiyor. Ama bu kısımlarda -aslında tüm kitap boyunca- Patch'in herşeyi kabullenir hâllerine deli oldum yahu. Adam azcık sinirlenir. Hayır, Dante'ye güvenmiyor ama herşeyi akışına bırakıyor. Nora ise en ufak şeyde Patch'in yakasına yapışıp hesap soruyor.Bu da yetmezmiş gibi adamın işlerini karıştırıyor. Pacth ona dürüst davrandıkça kızımız yalan fıçısı gibi doluyor taşıyor. 

Kitap içerisinde en çok Scott'ın sadaketini ve dostluğunu sevdim. Nora için yapmadığı şey kalmadı ama yazarın kurgu anlayışının kurbanı oldu ne yazık ki. 

Sonuna kadar hiç beklentimi karşılayan bir kitap çıkmadı ama en azından sonunda bir nebze toplamak için birşeyler yapmış. Yine de fazla kopuk bir kurguydu. Aceleye gelmiş bence. Belki de benim beklentimin fazla olmasından kitap benden böyle bir tepki aldı. Okuyun kendiniz görün derim.

MY RATING:




Kaichou wa Maid-sama

29 Ara 2012

Kaichou wa Maid-sama

Orjinal Adı: Kaichou wa Maid-sama
İngilizce Adı: President is a Maid
Türkçe Adı: Başkan Bir Hizmetçi
Katagori: TV Serisi
Bölüm Sayısı: 26+Sepcial
Türü: Shoujo , Romantik Komedi , Okul

GÖRÜŞÜM:
2010 Yılından yayılmanan ve yayımlandığı yıla romantik komedi dalında damgasını vuran - ki bence asla unutulmaz- en iyi animelerden biriydi. Mangasını animesine oranla pek sevmesem de animeyi gerçekten mangaya çok güzel uyarlamışlar, izlerken insan kendinen geçiyor. Kahkaha atmaktan , Misaki ve Usui arasındaki sürtüşmeli aşkı izlemekten kendinizden geçebileceğinizi garanti ediyorum. Bence denemeiş olanlar hemen bir el atsın. Hazır 2. sezonda çıkıyor. Şanslısınız, bizim gibi 2 senedir beklemiyorsunuz. :)))



KONUSU:

Misaki Ayuzawa, babası öldükten sonra annesi ve kızkardeşi ile yaşayan güçlü , dayanıklı ve erkek düşmanı bir kızdır. Okuldaki başarısı ile bu zamana kadar hep erkeklerin hüküm sürdüğü Seikawa Lisesi'nde Konsey Başkanı olur ve orayı kızlar ve erkekler için eşit bir duruma getirmek ister. Sert bir yapısı olan Misaki okulun eski namını öldürmeyi ve yepyeni bir Seikawa Lisesi yaratmayı kafaya koyduğu için okuldaki erkek öğrenciler tarafından sevilmez. Ama bu Misaki'yi kararlılığından caydırmaz , bilakis daha da çok etkiler.Fakat Misaki'de pek masum değildir.Okulda kimsenin bilmediği bir sırrı vardır ve bunun öğrenilmemesi için elinden geleni yapmaktadır.

Misaki'nin okul hayatı dışında da renki bir yaşamı vardır.Okuldan sonra ailesine destek olmak için Maid Cafe(Hizmetçi Kafesi) 'de çalışmaktadır ve bunu büyük bir sırmış gibi herkesten gizler. Özellikle de okuldaki çevresinden...
Okulun popüler çocuğu Usui Takumi kendi halinde sessiz bir tiptir. Seikawa'nın yeni başkanını erkeklere eziyet etmesini uzaktan izler.Ve birgün tesadüf eseri Maid Kafe'nin orada başkana rastlar. Tabii ki bir Maid Kafe Hizmetçi'si olarak... O günden sonra ise hem Usui hem de Misaki için bol eğlenceli ve kahkaha garantili bir macera başlar.

Misaki erkeklerden uzak durmakta kararlı , Usui ise Misaki'nin kalbine erişmekte azimli olunca gerisini siz düşünün.




2013 Bahar Sezon Animeleri



MÜJDE ANİME SEVERLER !!


Evvet, biz sevgili anime severler için 2013 bomba gibi geliyor. Özellikle bir seri var ki , devamını görmüş olmak beni gerçekten sevinçten havalara uçurdu. Kaichou wa Maid-sama severler ve izleyenler bilirler halimi. Anime en güzel şekilde bitmesine rağmen erkek karakterimiz Usui'nin mangadaki sırlarından animeye yansıtılan hiç bir yan yoktu.

Bu yüzden de biz anime severler 2. sezonu çıkar umuduyla neredeyse 2 senedir bekliyoruz ve 2013'te bu muradımıza ereceğiz. Çok şükür 2013 Bahar Sezonu kategorisinde Kaichou wa Maid-sama 2 için yer verilmiş.Bu haberi almış olmak beni gerçekten sevindirdi. Kahkahası yerinde romantik komedilerin en güzeli olan Kaichou wa Maid-sama 2. sezonuyla tekrar dönüş yapıyor.

Tanıtım İçin : Kaichou wa Maid-sama 


Tabi bunun yanı sıra diğer animeler ve filmlerine de göz atmanızda yarar var.Benim merak ettiğim diğer bir unsurda filmlerden Vampire Knight Desitny. Vampire Knight biteli o kadar uzun zaman oldu ki , filminden nasıl bir şey beklemeliyim onu bile tahmin edemiyorum. Heleki ikinci sezonu olan Vampire Knigh Gulity'den sonra umarım tatmin edici bir film çekmişlerdir. Zirâ sonu çok saçma biten , aceleye gelmiş bir animeydi.

Full Moon wo Sagashite // Anime

25 Ara 2012


Full Moon wo Sagashite

Ad:Full Moon wo Sagashite
İngilizce Ad:Searching for the Full Moon
Bilinen Diğer Adlar:Mangetsu o Sagashite/Fu-Ru-Mu-N o Sagashite
Türkçe Ad:Dolunay'ı Aramak
Türü:TV Serisi
Bölüm Sayısı:52+8 dk Special:
Kategori: Drama,Müzikal,Romantizm
Yıl:2002
Web Sitesi:http://www.tv-tokyo.co.jp/anime/fullmoon/
Yapımcı Studio: DEEN, NAS, Studio D,
Orijinal Eser:Tanemura Arina


GENEL KONUSU:

Full Moon wo Sagashite: Dolunayı Aramak

Full Moon wo Sagashite(Dolunay için Arayış)nin konusu 12 yaşındaki Mitsuki Kouyama ve Takuto Kira adındaki şarkı söylemeyi çok seven iki gencin hayatına ve hayallerine odaklanılarak yapılmış bir ''Müzikal Drama''dır...
  Mitsuki Kouyama şarkı söylemeyi çok seven tatlı sevecen ve hayat dolu,küçüklüğünden beri hayatın şarkılarla dolduran ve ileride bir gün çok büyük bir ŞARKICI olacağının hayallerini kuran 12 yaşında küçük bir kızdır.Mitsuki doğuştan şarkıcılığa çok yetenekli bir sese sahip olmasına rağmen şarkıcılık hayalinin gerçekleşmesine engel olan çok büyük bir sorunu vardır.Mitsuki bir Gırtlak Kanseridir ve gırtlağında bir TÜMÖRle yaşamaktadır.Bu yüzden şarkı söylemesi kesinlikle yasak ve imkansızdır.Çünkü Mitsuki ne zaman şarkı söylemeye kalksa gırtlağındaki tümör Mitsukinin Ses Tellerini sıkıştırır ve nefes almasını engeller.Bu sebeple Mitsukiye şarkı söylemek yasaklanmıştır fakat Mitsuki tüm bunlara hatta ölebilmesi ihtimaline rağmen çocukluk hayalini gerçekleştirmek ve büyük bir şarkıcı olmak istemektedir.Aslında Mitsukinin şarkıcı olmayı istemesinin çok daha önemli bir sebebi vardır.Mitsuki küçükken anne ve babası öldüğü için yetimhaneye verilmiştir orda birlikte büyüdükleri çocukluk aşkı Eichi SAKURAİyle birbirlerine ''İkimizde Hayallerimizi Gerçekleştireceğiz.'' diye bir söz vermişlerdir.Yetimhanede kaldıkları sırada Mitsuki Büyük Bir Şarkıcı Eichi ise Gökbilimcisi olmayı çok istiyorlardı.Fakat kısa bir süre sonra Eichiyi Amerikada oturan bir aile evlatlık alır ve Eichiyi Amerikaya götürürler.Mitsuki Eichi giderken ona: ''Hayallerimi gerçekleştireceğim ve seni tekrar göreceğim.'' diye bir söz vermiştir ve bu sözünü tutmayı çok istemektedir sırf bu yüzden bundan iki yıl önce 10 yaşındayken büyük bir karar almıştır.Ne olursa olsun bir ŞARKICI olacak ve Eichiyi son bir kez daha görmeden ölmeyecektir..

GÜL VE DİKEN // TRACY ANNE WARREN

24 Ara 2012












Kitaptan Alıntı
Birasından güçlü bir yudum daha alarak, Darragh tabağından bir çatal dolusu yemek daha aldı ve ağzına götürdü.
Jeannette'ın dudakları dehşetle açıldı. "Tanrı aşkına, Darragh, dur. Köpek bile onu yemeye dayanamıyor." Elini uzattı, başka bir lokma daha almasını engellemek için kolunu tuttu.
Darragh'ın cildi anormal şekilde solgundu. "O kadar da kötü değil."
"Tabii ki değil, kötüden de beter. O kadar korkunç ki eğer biri bana böyle bir lapa vermeye cesaret etseydi, onu suç işlemekten hapse attırırdım. Çatalını indir."
Rahatlamış görünerek, Darragh söylediğini yaptı.


Görüşüm;

Açıkçası ilk kitap olan The Husband Trap (Kollarımdaki Yabancı)'ın yanında bu kitap çok basit kalmış.Ne yalan söyleyebilirim kitaptan daha büyük beklentilerim vardı. Jeanette'ın ilk kitapta yaptıklarından sonra burnunun iyice sürtmesi gerekirdi ama bu kitapta öyle bir konu yoktu. Bırakın burnunun sürtmesini kitapta hiç konu yoktu bence.Baştan sona benim için boş bir kitap oldu. Öncelikle Darragh'dan daha sert bir ceza beklerdim. Ne o iki ev süpürt , bir yemek yaptır , tamam ! Böyle birşey var mı ya? Kız zaten her sayfada ''Ben Leydiyim!'' dedikçe cinler tepeme çıktı. Nasıl bir leydi olduğunu cümle alem biliyor ya, neyse.

İlk kitapta Jeanette, ikizi Violet ile yer değiştirdikten sonra oyunları ortaya çıkınca ailesi tarafından İrlanda'ya annesinin kuzenlerinin yanına sürgüne gönderiliyor. Tabi bizim Jeanette'e bunu yapacaklarına kızı vursalar daha iyiydi.Daha araba İrlanda sınırlarına varır varmaz başladı , ''Ben leydiyim!'' nidaları atmaya.Hoş ne kârı oldu? Hiç birşey. Ama yinede kendi statüsünü göstermezse çatlar. Ama yolda arabaları küçük bir sorun yaşadığında kendilerine yardıma gelen İrlandalı ''beyefendi'' ile karşılaştıkları andan itiabren Jeanette'ın başına gelmeyen kalmaz. Darragh , Jeanette'i kızdırmaktan çok keyif alır ve devamlıda bu yolda ilerler. Fakat kızımız bir leydirdir ve kendisine hakettiği gibi davranılmasını sağlamakta kararlıdır. Eh, bu iki inatçı keçinin birbiriyle zıtlaşmalarını da düşünürseniz; kitaptaki tek keyif alınacak noktayı anlarsınız.


NUMARAN BENDE VAR // SOPHIE KINSELLA

19 Ara 2012












Kitaptan Alıntı
Bir kadın ve bir erkek bir telefonu ortak kullanıyorsunuz.Biriniz nişanlı diğeriniz değil ve telefona şöyle bir mesaj gelse; 

''Doğru numara olduğundan emin değilim.Ama bilmek zorundasın.Nişanlın seni aldatıyor.Üstelik tanıdığın birisiyle...(Mesajın devamını gör)''
''Ben kimseyle nişanlı değilim,'' diyor kaşlarını çatarak. ''Nişanlım yok.''
''Evet, orasını anladım, sağol'' diyorum alaycı alaycı. ''Sadece sen iki ay önce ondan ayrılmana rağmen seni hala onun sanan ruh hastası bir sevgilin var---''
''Yo, yo.'' Sam başını sallıyor. ''Ana yoldan uzaklaştın. İkimizde etkin bir biçimde bu telefonu ortak kullanıyoruz , değil mi?''
''Evet.'' Nereye varacak bakalım?
''O halde bu mesaj ikimizden birine gönderilmiş olabilir. Benim nişanlım yok , Poppy.''


Sonuç: Poppy'nin köşeli jetonunun düşmeyeceğini anlayan Sam , son çare olarak herşeyi bir çırpıda söyleyiverir. :D

Görüşüm;

Tamam , kesinlikle kabul ediyorum. MÜKEMMEL'di. İlk kez Sophie Kinsella okuyorum ve başlarında kitap için düşüncelerim pekte olumlu yönde değildi. Hatta kitabın elimde dolanacağını , okuyamayacağımı felan bile düşündüğüm yerler oldu.Ama sanırım bu tamamen yazarın tarzını bilmememden kaynaklanıyor. Yoksa elimde dolanacak diye düşündüğüm bir kitap dün gece 3'e kadar beni ayakta tutamazdı.
Poppy gibi bir delinin ana karakter olduğu bir kitap asla ama asla kötü olamaz. Bu nasıl bir kişiliktir ya ( ! ) Adamın birinin telefonun el koy , tüm mail yazışmalarını oku hadi onuda geçtim bir de millete adamın ağzından cevap yaz. Bin bir türlü sorun çıkar , adam telefonunu geri alıpta içinde senin yazışmalarını okuyunca da adama ; ''Bu kişisel hayata saldırıdır.'' de . Evet bu kesinlikle Poppy'nin verebileceği bir tepkiydi. :))
Sam ve Poppy 'nin yolları Sam'in asistanı Violet'in işi bırakıp şirket telefonunuda bir çöp kutusuna atmasıyla kesişiveriyor. Zira Violet'in telefonunu attığı ve işi bıraktığı sıralarda bizim çok sevgili Poppy'miz de nişanlısının aile yadıgarı olan nişan yüzüğünü bir partide kaybediyor. Tabi yüzüğü bulmadan eve dönmek yok ! Poppy'de köşe bucak her yerde yüzüğünü arıyor ama bulamadığı gibi bir de hırsızım birine telefonunu kaptırıyor. Aksilik o ya.
Bir insan bir gecede ancak bu kadar yıkılır. Eh , hem yüzüğü kaybet ! Hem de telefonu çaldır. Derken şans işte yanından geçtiği çöp kutusunda bir telefon buluyor hem de aktif durumda. Eh , mal bulanındır (!) Poppy'nin felsefesi bu. Çöpe atılan şey , toplum malıdır. Ki kızımızda doğal olarak bu felsefeye uyar ve telefona el koyar. Her yere de numarasını -benim diye- verir.Gel gelelim telefon Beyaz Küre Danışmanlık adına kayıtlı bir şirket hattıdır ve Sam Roxton'ın asistanına aittir. Yani , en azından bir zamanlar öyleydi. Sam, telefonunu geri ister. Poppy ise yüzüğüne ulaşana kadar tek irtibat noktasının telefon olduğunu idda ederek telefonu geri vermez. Vermediği gibi bir de ''Mal bulanındır,'' diye adamı delirtene kadar sölüyor.

BAZILARI HIRÇIN SEVER // TERESA MEDEIROS

18 Ara 2012


Orjinal Adı: Some Like It Wild
Edisyon: Bazıları Hırçın Sever
Bağlı Olduğu Seri: Kincaid Higlander Series
Seri Sırası: 2 (Connor Kincaid)
Yayıncı: Pegasus Yayınları 
Yazar: Teresa Medeiros
Goodreads Puanı: 3.83

MY RATING: 4,5 / 5



Kitaptan Alıntı

''Büyük olasılıkla eskrim ve dans hocası tutacaktır.''
 Connor birden ayağa kalktı.'' Kılıç oyunları tamam, küçük hanım ancak farbalalı giysiler ve tayt giyerek balolarda dans etme konusunu hiç açma.''
 Genç kadın ellerini onun omuzlarına koyarak sandalyesine oturması için nazikçe itti. '' Korkmayın , bayım. Taytların modası geçeli birkaç sezon oldu.''


Bu seriyi seviyorum.Özellikle de serideki kitapların isimlerini. İlk çıktığında Bazıları Ateşli Sever kitabını ''Bu nasıl bir isimdir?'' diyerek almıştım.  Yazarın böyle ilginç bir isim vermesinden kitabın bayağı ilgi çekici olacağını düşünerek -ve sırf meraktan- çıkar çıkmaz kendimi kitapçıya attığımı çok net hatırlıyorum..Tabii ki de o kadar hevesle almama da değdiğini söyleyebilirim.Serideki iki kitabında gerek ismi gerekse kendileri gerçekten çok güzel. 



YORUM:
İki kitaplık bir serinin ikinci ve son kitabı olan Bazıları Hırçın Sever , ilk kitabı Bazıları Ateşli Sever'den daha iyiydi.İlk kitabını da çok beğenmiştim ama bunun bambaşka bir tadı vardı. Kitabı okurken kesinlikle çok keyif aldım. Keyif almamın yanı sıra yazar yine güzel bir kurgu kurmuş. Ama tabii ki kitaba 4,5 vermemden de görüleceği üzere kitaptaki bir kısmı biraz klasik buldum.

İlk kitabını bu kısımda incelersek o daha farklıydı. Bu kitapta yazarın sonucu öyle bilindik şekilde bağlaması beni biraz hayalkırıklığına uğrattı. Fakat bu tamamen benim kafamdaki kurguların farklı olmasından kaynaklanıyor. Yoksa kitapla ve yazarla alakalı bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Ben yazardan biraz daha farklı bi'şeyler bekliyordum galiba.

Yine de bir çırpıda okunacak ve yer yer kahkahalara boğacak güzel bir çerezlik kitaptı. Özellikle şu sıralar biraz okuma hevesimin sönük olduğu dönemlerde bana çok iyi gitti. Ara sıra bu tarz kitaplar gerçekten gerekli oluyor. Bir okur için okuma aşkını sürekli canlı tutmanın en güzel yöntemi. Neyse..

Kitabın bazı kısımları gerçekten kahkaha atmama sebep oldular ki onlardan en sevdiğim kısım ; ''Bana iç çamaşırınızı verin.'' diyerek kızımızı soymaya(hırsız olarak) kalkışan Connor'un tavrıydı. O cümleyle benim tepkim daha derin oldu. Belki Pamela ''Anlamadım. Nasıl?'' dedi ama ben ''Ha?! Yuh!! Öküz! O da ne demek?'' tarzında binbir türlü tepki verdim ki , kitabın ilk kısmı tamamen bu şekilde geçti. Bir yandan gülüyor bir yandan da sinirleniyordum. 

Connor Kincaid ilk kitaptanda bildiğimiz üzere İskoç kanını verdiği bağlılıkla klanı ve daha da önemlisi intikamı için İngiliz askerlerine karşı savaşırken , yaşadığı bazı talihsizlikler yüzünden adamlarını keybediyor. Bunun üzerinede elini ayağını herşeyden çekerek sadece hayatta kalmak için savaşmaya başlamaktan başka şansı kalmıyor. Tabii bunun içinde en kolay yol olan hırsızlık geçmişin onurlu İskoç'una daha kolay geliyor.

Kendisine bakabilmek için her türlü hırsızlığı yapıyor ama beni en çok güldüren sahne kesinlikle Pamela'dan çalmaya kalktığı şey. O kısımda kahakahalara boğuldum. Kızın karşısına geçip : ''İç çamaşırınızı bana verin... Kadınlar dudakları ve gözleriyle bin farklı şekilde yalan söyleyebilir ama iç çamaşırlarıyla asla.'' demek -hırsız dahi olsa- herkesin harcı değildir. Tabi burada bahsi geçen kişi Connor olunca herşey mümkündür. Herneyse..

Bir tiyatro dansçısının gari meşru kızı olan Pamela anneleri ölünce kız kardeşine bakmak ve onu art niyetli zenginlerden korumak için bir yol ararken annelerinin eski bir dostundan kendisine kalan mektubunu ele geçirirler. Mektubun izlerini takip eden Pamela , mektubun sahibinin yıllar yıllar önce ölerek tarihe karıştığını da öğrenince , kendisini mektuptaki vârisi madem bulamıyorum ben yaratırım hallerinde bulu veriyor. Ama tabi bunun içince öncelikle kendisine bu konuda yardımcı olacak en az onun kadar oyuncu bir sahtekâra ihtiyacı var. Gel gelelim tam da karşısına geçmiş arabalarını soymaya kalkan hırsızda aynen aradığı adamdır. Ama asıl mesele beş paraları olmadığını anlayınca ''Hey, siz fakirsiniz , değil mi?'' diyen adamı kendisine yardım etmesi için ikna etmekte.Hele bir de bu hırsız İngilizlerden ölesiye nefret ediyorsa ve siz de bir İngilizseniz gerisini siz düşünün artık....






TENİMDEKİ MÜHÜR // ANDREA KANE

13 Ara 2012


Tenimdeki Mühür
Düşüncem;
Güzel ve etkileyici bir kitap daha. Aslında konusu çok farklı ya da aman aman birşey değil ama yazarın anlatımını çok beğendim. Konuyu öyle güzel kurgulamış ki okurken baştan sona büyük keyif aldım.Kitapta en çok iligimi çeken şey ; hem kuzen olup hem de ikiz kadar benzeyen iki kızdı.Nasıl olurda o kadar benzeler diye düşünerek okumaya başladım ve yazarın ilginç hayal gücünü, dahası mantığını gördüm.Gerçekten güzel bir yerden yakalamış olayı..
Sonra kızların birbirlerine ve ailevi değerlerine bağlılıklarını okumak çok güzeldi.Ailevi değerlerine canları pahasına sahip çıkmaları ve ikiz olmasalarda , hem fiziksel hem de ruhsal olarak birbirlerine çok fazla benziyorlardı.Tek yumurta ikizi olsalar ancak bu kadar olur dediğim hatta , konunun ilersinde ''İkiz çıkmasınlar şimdi?!'' dediğim yerler bile oldu..
Stacie(Anastasia) ve Breanna'nın kitaba kattıklarının yanı sıra bir de kararlı mı kararlı erkek kahramanımız Damen var ki , görülmeye değer.Anastasia'ya tabiri caizse kör kütük aşık oluyor ve hem onu hem de aşklarını sonuna kadar korumayı kafasına koyuyor.Anastasia ise George Amcasının kendisi için hazırladığı tuzaklardan bihaber kuzeni ile yaşarken adım adım hem amcasının nasıl işlere bulaştığını hem de kendisi için kurduğu korkunç planları keşfeder.Tabi George'un planlarında atladığı nokta ise Damen'ın Anastasia'yı korumakta kararlı olmasıdır. Ve en güzel kısmı ise , ikiside bu durumda yalnız değillerdir. Breanna bir seçim yapmak zorunda kalırsa -ki kalıyor- kuzeni Stacie'yi korumayı -kendini bile aşacak derecede- seçiyor. 

Konusu;
Anastasia ve Breanna , ikiz babalarının ve kardeş annelerinin evlilikleri sebebiyle hemen hemen ikiz denebilecek kadar birbirlerine benzerdirler.Öyle ki bu benzerlikleri kızlar büyüdükleri halde bile değişmiyor.Hatta daha da ötesinde kadın olmalarının etkisiyle daha çok artıyor.Gerçi kızlar bu benzerliklerini sadece bir kere kendi yararlarına kullanıyorlar.Çünkü Breanna'nın babası George çok aksi bir adam ve Anastasia, Breanna'ya kızmasın diye yer değiştirmelerini öneriyor. Onun dışında ileride gerçekten mecbur kalırlarsa bu oyunu tekrarlamak için anlaşma yapıyorlar. Gel gelelim o zaman da kısa bir süre sonra gelip çatıyor. Anastasia ve ailesi büyükbabaları ölünce Amerika'da on yıl kadar yaşıyorlar ama Anastasia ailesini kaybedince İngiltere'ye geri dönüp amcası ve Breanna ile yaşamayı kabul ediyor.Fakat amcasının hedefi biricik yeğenine sahip çıkmak değil , kızın tüm mirasına el koymak. Hoş kardeşinin kızı için hazırlattığı vasiyeti gördükten sonra değil mirası, Anastasia'dan ahavayı bile alamayacağını anlıyor. Ama adam kararlı birader , batmış batacağı kadar. Aile şirketleri de dahil herşeyi borç içinde ve bu yüzden yeğeninin mirasını almak zorunda.Eee, işler böyle olunca George kolları sıvayıp harakete geçiyor. Fakat atladığı birşey var.Anastasia'nın inatçı doğası ve kararlı yapısı , 21 yaşına gelene dek kendisine yatırım danışmanlığı edecek Damen ile birleşince George'un işleri arapsaçına dönüyor. Mirasa erişemediği gibi bir de yaptığı kaçak işlerden yeğeninin haberi oluyor. Artık hem mirası hem güvenliğini hem de mükemmel damat adayı Damen'ı tekrar ele geçirmek için Anastasia'yı ortadan kaldırması gerekiyor. Acaba herşey George'un düşündüğü kadar kolay mı olacak ? Yoksa hiç beklemediği birisi yoluna engel mi koyacak?


SENİ BULMAYA GELDİM // GUILLAUME MUSSO

9 Ara 2012


Seni Bulmaya Geldim

Bu yazarın kalemi her kitabında daha farklı etkiliyor beni. Kitabın başlarında ne yalan söyleyebilirim çok sıkıldım. Hatta bırakmayı bile düşündüğüm yerler oldu. Ama bu yazarın -okuduğum kitaplarından anladığım kadarıyla -detaycı bir kalemi var.Bazen ''Ne gerek var bu detaylara?'' dediğim yerlerde olmadı değil. Fakat herşeye rağmen kitabı büyük bir istikrarla okudum ve okuduğum içinde çok mutluyum. Böyle bir kitabı yarım bıraksaydım , çok pişman olurdum. Ethan'in kendi içinde yaşadıklarını ve kaderin ne kadar tuhaf bir yöntemi olduğunu anlaması etkileyici bir kurguyla harmanlanmış. Yazarın gizem yaratmada çok usta bir kalemi olduğu kesin. Baştan sona katil için ''Acaba kim?'' deyip değişik tahminlerde bulunmama rağmen sonucun yanına bile yaklaşamadığımı görünce çok şaşırdım. Ama asıl hoşuma giden kısım kitaptaki fantastik kurgunun çok dozunda ve etkileyici olması. Zira yazarın ''Sen Olmasaydın Ben Ne Yapardım?'' kitabı için fantastik olgu bana fazla uçuk gelmişti.Bu kitapta da öyle birşey çıkar diye korkmama rağmen çok etklendiğim bir kurgu gördüm.Bu yazarın sıkı takipçilerinde olacağım kesin. Taviye ederim , önce Kağıt Kız sonra Seni Bulmaya Geldim kesinlikle okunacak kitaplardan...

Konusu:

Ethan, yirmili yaşlarında nişanlı ama hayatının seyrinden tad alamayan bir genç ve kaderini daha doğrusu geleceğini kendi yazmakta kararlı...
Nişanlısı ve en yakın arkadaşını onlara hiç birşey söylemeden terk edip çekip gidiyor. Yıllar sonra istediği yerlere gelebilmek için verdiği mücadele meyvesini verince , kendisi New York'un en ünlü psikologlarından biri haline geliyor.Herkesin yardım istediği , ağzından çıkacak tek sözle hayatlarını değiştirecek milyonlarca insanın hayranlığını kazanıyor.
Ama kendi dünyasında Ethan , yalnız bir adam. Birkaç yıl önce gerçekten aşık olduğu kadından ayrılıyor. Yıllar önce en yakın arkadaşı ve nişanlısını terk ediyor...
Ama 31 Ekim 2007 Cumartesi günü hayatını ve verdiği kararları sorgulamasına sebep olan bir değişim yaşıyor.Birgün , sadece tek birgün bir insanın hatalarını telafi etmesine yeter mi ?
Hem geçmiş hem o an için yaptığı hataları düzeltebilir mi ? Ethan ,  31 Ekim Cumartesi gününün tüm hatalarını telafi etmek için çabalayarak geçiriyor.
Sabah uyandığında, psikolog olarak bir çocuğun ölümüne engel olamıyor. Jessie'nin kendisini onun ofisinde öldürmesiyle tüm şöhreti bir anda yerler bir oluyor. Tek bir an, o çocuğa yardım edemediği tek bir an..
Celine , sevdiği kadın 31 Ekim günü evleniyor. Onu durdurabilecek gücü var. Ama bunu yapmıyor. Peki aynı günü tekrar yaşma şansı olsa Jessie'ye yardım eder mi ? Celine için tehlike olduğunu bildiği halde ona evlenmeden , onu sevdiğini söleyebilir mi ? Ethan bir zaman döngüsünde sıkışıyor. Hatalarını telafi etmesi ve kaderin karmasını çözmesi gerek.. 31 Ekim Ethan'a kaybettiklerini geri verebilecek mi ?


KÜÇÜK YALANLAR YÜKSEK TOPUKLAR // JANE GRAVES

6 Ara 2012

Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar


Evet , bu sıralar böyle güzel bir kitaba ihtiyacım  varmış. Okurken çok keyif aldım. Üst üste sıkıcı kitaplar okuduktan sonra bu kitap kesinlikle çerez gibi geldi.
Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar , diğer kitabına oranla beni pek etkilemedi. Şimdi bunu neden söyledim ? Öncelikle altını çizerek belirtiyorum ki kitap çok güzel.Ama yazarın Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar'ı daha önce okuyan biri olarak onun bu kitaptan daha iyi olduğu kanısındayım.
Tabi şu da bir gerçek ki , yazarın yurt dışındaki yayım sırasına göre Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar ilk kitap. Ve Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar'ın neden o kadar etkileyici olduğuda ortada. Yazar ikinci kitabında kendisini daha çok geliştirmiş.Henüz okumamışlara önce Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar sonra Abartılı Yalanlar Aceleci Duvaklar şeklinde okumalarını öneririm. İşte o zaman iki kitabında ne kadar güzel olduğunu çok net fark ediyorsunuz.
Tabi biz Küçük Yalanlar Yüksek Topuklar'ı incelersek ; kitap gerçekten çok güzeldi. Okurken -ki özellikle başlarında- gülmekten öldüm. John ve Darcy'nin tatlı tatlı atışmaları okurken kitabı farklı bir kulvarda tutmamı sağladı.Bu yazarı seviyorum.Romantik Komedi türünde kendisini çok iyi ifade ediyor.Yer yer kitabın bazı kısımlarında tabi gereksiz bulduğum yerlerde vardı. En önemli husuta Darcy'nin orta yaş krizi ve zenginlik takıntısı. John kadına ayağını yorganına göre uzat deyimini öğretene kadar iflahı söküldü. Ama sonunda çabaları meyve vardı ve Darcy asıl zenginliğin ne olduğunu anladı.Bu kısımlarda da kahkaha ata ata güldüm. Hem de ne gülmek , Darcy çok inatçı bir kadın ve John'un dediğim dedikliğini ezdi geçti.Ama John'da Darcy'ye pabuç bırakacak birisi değil. Eee , iki inatçı keçi karşı karşıya gelince ortaya çıkacak sonuçları siz düşünün.  Herneyse..
Kitabın konusuna gelirsek ; Darcy , zengi ve yaşlı kocası tarafından bir dalavereyle kandırılıp bir sürü borçla terk edilliyor.Ama en önemliside elinde zengin hayatından geriye kalan tek şey olan arabasının bankaya kredi borcu olmasıdır.Tabi sevgili Darcy'miz henüz bundan bihaber ve birgece arabasının birisi tarafından çalınmaya çalıştığını gördüğünde hem acı gerçeği öğreniyor hem de hayatını değiştirecek adamla karşlaşıyor. John ve Darcy'nin bu karşılaşması ise tam bir komedi. John arabayı hacetmek ister , Darcy arabasını kurtarmak ister. Ve ikiside komik bir ağız dalaşına girerler. Ama sonuç bunca zamandır haciz işi yapmış ve dediğim dedik John'un Darcy'i alt edip arabayı almasıyla belli oluyor.
Her ne kadar Darcy bunu hazmedemesede yapacak bi'şeyi yok. John arabayı hacettikten sonra kızımız acı gerçeği tüm çıplaklığıyla görüyor. Çalışması gerek! Evet , Darcy gibi herşeyi ayağına gelen bir kadının, dahası en son 14 yıl kadar önce iki ay kadar çalışmış olan bir kadının çalışması gerek. Gel gelelim , Darcy gibi 40 yaşına merdiven dayamış bir kadına hem de deneyimi olamayan bir kadına kim iş verir. Tabii ki John! Eee , ikisi de aynı yerde çalışmaya başlarsa gerisini siz düşünün derim. Daha fazla bi'şey anlatmaya gerek yok. Kesinlikle çerezlik bir kitap okuyun . Ve eğlenin. :))))

BİR YUMAK AŞK // HEIDI BETTS

3 Ara 2012

Chicks with Sticks Serisinin son kitabı olan Knock Me for a Loop , ülkemizdeki edisyonu ile ''Bir Yumak Aşk'' dün akşam tarafımca okunup bitirilmiştir. Kitapla ilgili yapacağım yoruma gelirsek ; Kitap benim için tam bir hayalkırıklığı oldu. Açıkçası ikinci kitaptan sonra Grace ve Zack için öyle bir merak sarmıştı ki , bambaşka bir kitap hayal ediyordum. Ama okuduğum kitap tam bir fiyasko.
Birincisi kitabın çevirisini hiç ama hiç beğenemdim. İlk kitapta adı geçen ''yumak'' tabiri bu kitapta ''yün çilesi'' diye evrim geçirmiş. Öyle ki başka bir kitap okuyormuşum hissine kapıldım.Sonra kitaptaki cümleler hep devrik . Okuduğum çoğu kısımda ''Ne diyor?'' diye düşünmek zorunda kaldım.Konu deseniz , ortada ''konu'' olarak isimlendirebilecğeim hiç bir olay olmadı. Yani biraz daha hareketli bir kitap olsaydı demekten alamadım kendimi. Zack sakatlanıp da eve kapanınca biz okuyucularda onlarla beraber eve göümldük. Ama tabiki kitap okunamaz demiyorum. Benim için beklediğim kadar iyi bir kitap çıkmadı tek sorun bu. Tamamen beklentimin yüksek olmasından kaybetti. Sonlarına kadar bırakmayı bile düşündüğüm yerler olmadı değil. Birkaç kısımda Zack ve Grace'in tatlı tatlı atışmaları da olmasaydı kitap için yorum dahi yapmazdım.Ama en azından o atışmalar kitabı kurtardı.

Çitfitimiz ikinci kitabın sonlarından da bildiğimiz gibi Zack'in bir otel odasında başka bir kadınla Grace tarfından basılması ile ayrılıyorlar.Kendi kitaplarında ise aradan 6 aylık bir zaman dilimi geçmiş ama çiftimiz birbirinden başka kimseyi sevememiş , kimsele birlikte olamamış. Benim de bu kısımdan dolayı anlamadığım şey bunların sorunu , ne başkasına bakıyorlar ne birbirlerine. Hele ki Grace tam bir inatçı keçi adamı iki dakika dinlemiyor. ''Haklı mıdır , değil midir ?'' vs. bir düşünce de yok. Ama bir yandan da 6 aydır hiç uğraşmadı çabalamadı dertlerinde. Kısacası bir melankoli oluşturmuş ki yazar , sıkıldım da sıkıldım. Zack deseniz , Grace'den sonra -hakkaten - ''eşekten düşmüş karpuza dönüyor.'' Takımın ünlü yıldızı Muhteşem Bacak , bacağını sakatlayınca evine çöreklenip pembe dizi izleyerek , örgü örerek zaman öldürüyor. Neyse ki bu kısımlarda Dylan ve Gage yapacak bi'şeyleri kalmayınca Zack'in üzerine Grace'i salıyorlar. En azından kisi bir evde tatlı tatlı atışsalarda barış yapmış durumdalar..
Açıkçası sevdiğim 2-3 sahnesi var onun dışında kitap aklımda yer edecek bir konuya sahip değildi ne yazık ki. Bir sonun da Charlotte'in yaptığı çılgınlık gerçekten etkileyiciydi. Kızların ağzı bir karış açık kaldı ki ben bile ''Ha?'' felan derken buldum kendimi. :)))
Okuyun herkesin zevki farklıdır , ben beklentimi karşılamadığı için çok beğenmedim. Serideki favorimse ; Seviyor Sevmiyor.

SEN OLMASAYDIN BEN NE YAPARDIM? // GUILLAUME MUSSO

2 Ara 2012

Sen Olmasaydın Ben Ne Yapardım?

30.11.2012

Yorumumu geç eklemek zorunda kaldım.Aslında yorum yapmak isteyeceğim bi' kitap değil ama yine de bilgilendirmek istedim. Açıkcası beni çok sıkan bir ktiap oldu.Özellikle o başlarındaki çalınan tablolar , sanat eserleri ve bu sanat eserlerine imzalarını atak ünlülerle ilgili o kadar çok detaya yer verilmiş ki kitap okunmuyor.Bazı kısımlarında ; ''Bana ne şimdi , Leonardo Da Vinci'nin incilerinden?'' dediğim yer bile oldu. Konu bakımında güzel ama gerçekten kurgunun işleme kısmında zayıf bir kitap. Açıkçası Kağıt Kız'dan sonra bana vasat bile geldi diyebilirim.
Bir de şu gerçek var ki , bu yazarın hayal gücü çok geniş. Sınır tanımıyor. Sonlarına doğru kitap -bence uçuk bir kurgusu olmasına rağmen- gerçekten merak uyandırıcı bir halde seyiretti. Aslında kurgusunu saçma , hatta uyduruk bile bulduğumun altını çizmem gerekiyor. Fakat yazarın öyle bir gizem açıklayışı var ki , meraktan ''bir sayfa daha , bir sayfa daha...'' şekilde okurken ktiap biti veriyor.

KURT VE KUMRU // KATHLEEN E. WOODIWISS

28 Kas 2012

Kurt ve Kumru



‘’Kumru’’ ben bu hitap yüzünden kitaptan yarım puan kırdım ve 4.5 verdim. Kaldıramıyorum. Nasıl olur da ‘’kumrum’’ hitabını Ragnor denen o öküz yapar. Yazar bu kitapta beni çileden çıkardı. Reva mı bu şimdi ?? Elin öküzü kıza ‘’kumrum’’ desin , ben de bunu normal karşılayayım. Hiç de bile.
Kitap baştan sona bir şaheser.Daha giriş bölümünde sizi ele geçiriyor. Ama bu yazarın tecavüzle ilgili bir takıntısı var bence.İhtiras Çiçeği’nden sonra bu kitapta da görünce biraz şaşırdım.Neyse..
Bir piç olarak dünyaya gelene Wulfgar Norman ve Sakson’lar arasındaki savaşın süre geldiği bu zamanlarda William’ın en iyi şövalyelerinden biridir ve onun adına Sakson topraklarını yağmalayıp gasp eder.Tabi bu sırada kendi görevlendirdiği birkaç adamın –ki aralarından biri Ragnor olan öküz- Darkenwald Malikanesi’ni ele geçirmesi ve Darkenwald’lı Aislinn’i yani oranın prensesini kirletmesiyle başlıyor her şey.
Kızın Ragnor tarafından köpek misali boğazına ip geçirilerek tecavüze uğraması ise tam bir dehşet anı.Wulfgar Darkenwald’ı görmek için gittiğinde güzeller güzeli, asi , ama yaralı Aislinn ile karşılaşır ve onun büyüleyici çekiciliğine kapılır. Eh , işte bu karşılaşmanın incisi Aislinn’de kendini yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş bulur ve Ragnor yerine Wulfgar’ın koruması altına girmeyi tercih eder.
Aislin’in kitap boyunca çektiği sıkıntı beni delirtti. Zaten bir de annesi 46 denecek derecede delirince –özellikle sonun da kadının 46 olduğuna kanaat verdim- zavallı kız her şeyle tek başına yüzleşmek zorunda kalıyor.Wulfgar deseniz tam bir öküz (!) Bir insan bu kadar odun olamaz.Mümkün değil.Kendisi gayri meşru bir şekilde dünyaya gelmiş ve bunu çok acı verici bir şekilde öğrenmiş.Bu yüzden de başta annesi olmak üzere tüm kadınlardan nefret ediyor. Sonuç olarak da elinin altında Aislinn olduğu için tüm acısını ondan çıkarıyor.Bir bölümünde üvey babası ‘’Öfkeni ve acını kız kardeşin ve benden çıkar. Aislinn herkesten daha masum.’’ diyordu. Ki gerçekten de öyle ama Wulfgar kitap boyunca herkesin içinde kızı sürekli küçük düşürdü.
Ha , tabi bir de Ragnor’un sürekli etrafta dolaşması mevzusu var.Bu kısımlardan ötürü Wulfgar’ı kınadım.Kız için ‘’O benim. Benim olanı kimseyle paylaşmam.’’ diye söyleniyor ama Ragnor’da her yerde kıza sulanıyor.Adamın her yerden çıkması ve ‘’kumrum’’ demesi beni çileden çıkardı.
Aislinn’e gelince çoğu yerde onu da yadırgadım. Yahu adama kafa tutuyor ama olur olmaz şeye de boyun eğiyor.Nasıl bir kişilik çözemedim kızı.Gerçi onun psikolojisini de anlamak lazım.Kendi krallığında tecavüze uğruyor , yetmiyor kapatma durumuna düşüyor.Dahası bir de Wulfgar’ın üvey kız kardeşi –resmen süpürgesiz cadı- Gwyneth kızı gerek sözleri gerekse hareketleriyle yerden yere vuruyor. Hatta bir kısımda olayı kırbaçlamaya kadar götürmeye kalktı. Ama Wulfgar’ın olayı öğrenmesiyle ‘’ Dikkat et kardeşim . Senin başkasına yaptığını ben sana yapmaktan çekinmem.’’ diyerekten gerekli mesajı veriyor.Fakat nafile bir çaba.Zira Gwyneth tam bir pislik olduğunu kitabın her satırında her cümlesinde hareketleriyle bağıra bağıra gözünüze sokuyor.Bir de Ragnor’u onurlu bir şövalyeymiş gibi savunması yok mu , tam bir komedi.
Wufgar’ın 400 sayfa boyunca ben de edindiği kötü izlenim ise ‘’Kalbimde öyle bir yer var ki Sakson Kızı , yalnızca sen incitebiliyorsun.’’ cümlesi ile tamamen silinip gitti.
Güzel bir kitaptı Kathleen E. Woodiwiss’den okuduğum ikinci kitap ama İhtiras Çiçeği hala gözümde eşsiz. J))

İSKOÇYALI'NIN AŞKI // AMANDA FORESTER

İskoçyalı’nın Aşkı / Amanda Forester




Bu aralar vasat kitaplarla geçiyor günlerim. Bu da onlardan birisi. Aslında kitap için ‘’hiç’’ okunamaz diyemem. Ama eğer bir historical romance takipçisiyseniz , bu kitap sizi tatmin etmez.Çünkü kitap çok boş. İçerisinde konu şu diyebileceğim pek bir şey göremedim.Sonra çok fazla esinlenme var gibi geldi. Yazar farklılık yaratayım derken kitabın içindeki konuyu – olmayan konuyu- batırmış resmen.


Keşek klasik türde işleseydi bence o bile şuan ki halinden güzel olurdu.Kitaptaki erkek karakteri sevdim , en azından  onun anormal bir durumu yoktu.Ama olaylar çok saçmaydı. Sonra çevirisinden –özellikle baş kısımlarında- hiç hoşlanmadım. Tan yelinden bahsediliyor , sabah olmuş gibi konuşuluyor. Daha da beteri güneşi doğmadığını 2 sayfa sonra öğreniyorsunuz ve ‘’ne sayıyor bu ?’’ diye tekrar gözden geçiriyorsunuz. Vasat bir kitaptı benim için. Daha iyi – iyi diyorum mükemmel değil- historical romance kitapları okumuştum.

Birkaç yıl önce Fransa’da bir Fransız kontesine aşık olmuş ve onun tarafından kandırılmış olan MacLaren Lideri , Padyn MacLaren kadınlara asla güvenmemeyi ve sadece klanı için savaşmayı kendisine görev bilmiştir.Fakat bir anda kendisini evli bulunca işler beklediği gibi gitmez. Graham toprakları tehdit altında olunca liderleri tek varisi öldüğü için kızını MacLaren ile evlendirerek hem topraklarını hem de kızının geleceğini kurtarmak ister. İşte bundan sonrası bir yığın acayiplikle geçiyor.

Adam yediği kazıktan sonra her kadına aynı gözle bakıyor , tabi bundan kızımız Alia’da nasibini alıyor. Hem de birçok kez. Ama bir kısmında ‘’Beni kendi hatalarımla yargıla.’’ diyor. Ki kendilerini orada takdir ettim. Lafı iyi geçirdi. Padyn’e de hak veriyorum aslında. Adam o kontese gerçekten aşık olmuş. Kadın da bunu bayağı bayağı elinde oyuncak etmiş. Kendisi için İngilizlere karşı savaşmasını ve topraklarını korumasını istemiş , bir de bu süre de kendisine bir İngiliz aşık bulmuş.

Daha da beteri Padyn hangimiz dediğinde onunla savaşarak hem adamı asla sırtından atamayacğaı bir yükle bırakmış hem de ihanetinin izini yüzüne çizmiş.Doğal olarak erkek karakterimizde kadınlar konusunda boyunun ölçüsünü aldığını düşünmekte. Alia’ya gelirsek kızı tam olarak çözemedim. Hem içinde vahşi bir kadın yatıyor hem de kim ne derse ‘’tamam’’ diyor. Neredeyse annesi için kendisini manastıra kurban edecekmiş. Kız da bir acayiplik vardı. Konusu bakımından kitap bence gerçekten vasat. Şimdi Alia ve Padyn evleniyor ama nasıl bir hikmetse sürekli bir türlü birlikte olamıyorlar ve her seferinde aynı diyalog kullanılıyor. Sanki yazar yazmaya üşenmiş de bir önceki diyalogu kopyala yapıştır yapmış.

Sonra –ki en çok komiğime giden yer bu kısmı- Padyn Alia’ya kendisine asla yalan söylememesi şartı ile ona zorla dokunmayacağını söylüyor. Kız kendini manastıra adamış nasıl yalan söylemesini bekliyor anlamadım. Kız da doğrucu davut zaten. Bir de o yetmezmiş gibi gizem yaratmaya kalkışmış ama onu da becerememiş. Çünkü olayların arkasındaki hain bariz belli oluyor. Benim için vasat ötesi bir kitaptı. Okunamaz değil ama daha iyi historcal kitaplar okudum. O yüzden gereksizdi.

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS