6 May 2017

KIZ ARKADAŞIM DOKUZ KUYRUKLU BİR TİLKİ | KİTAP YORUMU / ALINTILAR




Nomu nomu nomuuuuuuuu selamlar !

Ben bugün sizlere en bir sevdiğim Kore dizim Gumiho'mun kitabının yorumu ile geldim.

Aslında zamanında diziye de forum sitelerinde ve eski fan kulüplerinde çok yorum girmiştim ama şimdi kitabını yorumlamak ayrı bir duygu yaşatıyor.
Bundan seneler evvel deslerdi ki bir gün bu dizinin kitabını okuyacaksın, belki inanmazdım ama şu an elimde olması, okuyor olmam ve bu güzel çifti tekrar hatırlamak tarifsiz bir durum benim için.


Birçok kore fanının diziye aşina olduğuna eminim. Konuyu biliyorsunuzdur, ama kitap severlerin konuya çok hakim olmadığını düşünerekten biraz konudan bahsedeyim.
Cha Dea Woong halası ve dedesiyle beraber yaşayan, serseri ve uçarı bir tip. Aşırı aksiyon meraklısı, filmlerdeki aksiyon sahnelerini kendince deneyen ve bir gün Yönetmen Ban'ın filmlerinden birinde en iyi aksiyon sahnelerinin rölünü alacağının hayaliyle düblorlük okuluna gitmekte...

Şimdi buraya kadar Dea Woong bizler için çok normal birisi. Ama onu normalin dışına çıkaran, dedesini kızdırması ve sonra da alacağı cezadan kurtulmak için kaçareken kendisini Samsingak tapınağının yakınlarında bulması olur. Burada olduğunu halasına bildirmek için telefon etmek istediğinde ise bir hayalet tarafından -kuyruklu hayalet :D- duvardaki bir tilki resmine 9 adet olmak şartıyla kuyruk çizmesi istenir ki bizim aksiyon çocuğu bu kısımda ciddi bir korku yaşayınca denileni yapar. Sonra da hayalet, hava şartları derken büyük bir kaza geçirir ve tapınaktan yuvarlanır.
Ve hemen olayın sabahına kendine geldiğinde ise ormanın birinde, ne olduğunu hatırlamadan öylece kalır. İşte bu tam bu anda yanına gelip de selam veren dünyalar güzeli kızı gördüğündeyse hem hayatı hem de kaderi değişir.
Dea Woong ve onu kurtarmak için boncuğunu ona veren Gumiho'muzun bir kaç bir kovala, bir ağla bir gül macerası böyle başlar. 
Aslında konuyla ilgili bahsedilecek çok şey var ama kitabımız iki kitaptan oluşacak ve ilk kitap konuya sadece giriş niteliğinde diyebilirim. Bol bol gülüp bol bol sinirleneceğiniz ama o şapşik halleriyle sizi kendine âşık edecek çiftimizin tatlı hallerinin ilk kısmı.  
Ve şunu da belirtmeliyim ki kitap olarak okumak, dizi izlemekten daha güzel. Dizide Dea Woong'un düşüncelerini hareketlerinde görüyoruz ama kitapta içinden geçen her duyguyu bir satırda okumak, hissetmek çok farklı bir deneyim oldu benim için. Keza Gumiho'muz için de geçerli bu durum. Onun insan dünyasında aslında ne kadar yalnız olduğunu iç sesinden dinlemek okuru farklı bir deneyime sürüklüyor. Tabii bu diziyi izlediğimden bana öyle gelmiş de olabilir! Yine de her şeyiyle mükemmel bir okuma zevki sunuyor kitap size.
İlk kitabın son kısımda kitabı okuyanlar diziye başlayıp devamını getirmek isteyecekelerdir kesin. Lakin ben kitapla aynı hissi vermediğini düşünüyorum. O beklemek, çıkar çıkmaz almak ve kaldığın yerden hiçbir şey bilmeden devam etmek kitabın büyüsünü barındırıyor. Özellikle de devam kitabında bu büyüyü bozmayın derim ben...



Gelelim alıntılara!
En sevdiğim kısımlardan birçok alıntı getirdim size.

"Kimsiniz?"

"Benim. Hatırlamıyor musun?"
"Efendim?"


"Dün benimle konuştuğunu hatırlamıyor musun?"
"Ne zaman?"
Aptal gibi hatırlamaya çalışıyordu ki kız güzel bir şekilde gülümseyerek kalbini heyecanlandıran bir ses çıkarttı.

"Aydınlık yerde daha şirinsin."
Aman Tanrım, dün Samsingak'ta şapkasız daha şirinsin diyen o kızla ses tonu aynı!

***

"Ben Gumiho."
"Adın Gumiho'mu?"
"Hayır, ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim."


***

"Sen... Aklını kaçırmış birisin demek."
Hiçbir şey söylemeden öylece bakan kız yüzünden içten içe çok sinirlendi.
"Delireceğim! Böyle deli birini dinleyip delice şeyler mi yaptım? Hasta olduğu için sorumluluk da almaz. Bütün suç üzerime kalacak."
"İnanmıyorsun. Benim sayemde hayattasın."
"Senin yüzünden öleceğim! Deliysen deli olduğunu göstermek için kafana çiçek takıp gez! Neden normalmiş gibi davranıyorsun? Ah, Dokuz Kuyruk Bir Tilki olduğunu söyledin değil mi? O zaman kuyruklarını takıp gez!"

***

Şimdi senin yanında olan Cha Dea Woong denen kişi sana yardım eder mi?"
Bu, Dokuz Kuyruklu Tilki bile olsa bilemeyeceği bir şeydi. Düşündüğünde yardım edebilir gibi de görünüyordu ama bir yandan düşündüğünde yardım etmez gibiydi de. Sadece kesin olan şey; Dea Woong'un yardım etmesini isteyen Miho'nun yüreğiydi.

***


Dea Woong önemli bir karar vermiş gibi Miho'nun bileğinden tuttu. Sonra az önce aldığı yüzüğü çıkartarak Miho'ya resmi olarak teklifte bulundu.
"Gumiho! Lütfen kız arkadaşım ol."
Dişlerini gösterek gülerken, birkaç kere başını evet anlamında sallayan Miho'nun parmağına yüzüğü taktı.
"Şu andan itibaren Gumiho, Cha Dea Woong'un yüz günlük kız arkadaşıdır."

***

"Dea Woong."
Ciddi ses tonu ile Dea Woong dönüp Miho'ya baktı. "O zaman bundan sonra beni sevebilir misin?"
Dea Woong'un nutku tutuldu. Miho, Dea Woong'a doğru yaklaşarak tekrar sordu.
"Seninle farklı olsak da beni sevemez misin?"
Çiçek buketine sarılıp utangaç bir şekilde duran Miho'nun o halini gerçek bir kız gibi hissettiği için garip duyguları ile Dea Woong nasıl davranması gerektiğini bilemedi.





3 May 2017

KIZ ARKADAŞIM 9 KUYRUKLU BİR TİLKİ | DİZİDEN KESİTLER [KİTAPLA MOLA BLOG TUR]



Herkese merhaba!

@kitapla_mola blog tur ekibi olarak bu sefer de en sevilen kore dramalarından My Girlfriend is a Gumiho'nun dilimize çevrilen kitabı Kız Arkadaşım 9 Kuyruklu Bir Tilki'yi okuyoruz.

Hem de severek okuyoruz diye belirtmeme gerek var mı bilmiyorum. Ekipteki herkes Uzakdoğu Dizi/Film sever olduğundan nomu nomu ile kalbimizi çalan Miho'yu bilmeyen yok. Haliyle kitap da çok ama çok eğlenceli!

Dolu dolu bir tur ile ilerlerken biz, bugün sizlere diziden ve kitapla paralel ilerleyen üç sahne getirdim. En sevdiklerimizden. <3

Diziyi bilmeyenler için My Girlfriens is a Gumiho ismiyle 16 bölümlük bir kore draması olduğunu belirteyim. Fantastik, dram ve komedi öğeleri üzerine çekilmiş ve izlenmesi gereken bir yapıt.

Kitaba gelirsek de şöyle bir tanıtım bülteni ekleyeyim. Kitabımız iki kitap şeklinde olacak ve birinci kitabın bittiği yerden ikini kitap başlayacak. Umarım Olimpos Yayınları bizi çok bekletmez. 








Medya Cinsi : Ciltli

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 360
Ebat : 14x21
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sipariş için: D&R


Dünyaca ünlü Kore draması My Girlfriend is a Gumiho’nun romanı şimdi Türkiye’de 500 yıl sonra hapis hayatından kurtulan inanılmaz güzellikteki Dokuz Kuyruklu Tilki ile sorumluluk sahibi olmaktan yoksun dublör adayı Cha Dae Woong'un romantik-komedi tadındaki hikâyesi...Samsingak Tapınağı'ndaki resme hapsedilmiş olan Dokuz Kuyruklu Tilki'nin mührünü farkındolmadan kıran Cha Dae Woong, dağın derinliklerindeki bir uçurumdan yuvarlanıp ciddi bir şekilde yaralanır. Hapsedildiği resimden kurtulan Gumiho, değerli tilki boncuğunu Dae Woong'a vererek onun hayatını kurtarır.Fakat efsaneye göre insanların ciğerini yiyen Dokuz Kuyruklu Tilki'nin kendisini öldüreceğine inanan Dae Woong ondan kurtulmanın yollarını ararken ikisi için de efsanedeki gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir aşk başlar..





İlk sahnemiz; 
"Ben bir Gumiho'yum." ile başlıyoruz.

İşte kitaptan kısa bir kesit. 

____________________

İLK SAHNEMİZ: DOKUZ KUYRUKLU TİLKİ <3



"Sen harikasın."
"Ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim demiştim."

Bu sefer hiçbir şey karşı çıkmayarak sessizce boğazındaki kurumuş tükürüğünü yutkundu.
"Birazdan ay çıkar. Ay çıktığında göstereceğim demiştim."
"Ay?"
Dea Woong, pencere tarafına başını kaldırdı. Pencerenin dışında bulutların arasında gömülmüş ay yavaşça kendini gösterdi. Uzun bir süre aya bakıp, yavaşça Miho'nun olduğu tarafa doğru bakışların ıçevirdi. O anda çok şaşırdığı için ağzı açılmadı bile. Miho'nun arkasında mavi alev topu gibi parlak bir şekilde açılmış şey kesinlikle kuyruktu. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane, beş tane, altı tane, yedi tane, sekiz tane, dokuz tane...
"Gerçekten kuyruğun dokuz tane."
Güçlükle konuştuğunda Miho tabii ki der gibi bir bakışla Dea Woong'a baktı.
"Çünkü ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim."


____________________

İKİNCİ SAHNEMİZ: HOI HOI



"Öyleyse arkadaş olalım mı?"
Miho şaşkın yüzle Dea Woong'a baktı.
"Arkadaş?"

"Evet, arkadaş."
"İnsan bile değilim ama arkadaş olabilir miyim?"
"Neden olamayasın? Duygularımız uyuşursa olursun. Irkları da aşan, ülkeleri de aşan şey dostluktur. Uzaylı E.T ile yeşil renkli Dulri de arkadaş olabiliyorlarsa benim arkadaşım Dokuz Kuyruklu Tilki neden olmasın?"

"Onlar nasıl arkadaş oldu?"
Ciddi bir ifade ile soran Miho'ya iyi bir cevap vermesi gerekiyordu fakat doğal olarak aklına gelmedi.
"Şey..."
Uzun süre lafı geveledikten sonra bilemedi, sonra lafları ağzında dolandırıp sol ve sağ elinin işaret parmağını birleştirdi.
"Böyle yapıp 'Hoi Hoi' dersen arkadaş olmuş oluruz."
Miho, Dea Woong'un parmalarının şekline dikkatlice bakarak olduğu gibi aynısını yaptı. 

"Hoi Hoi?"
"Evet, böyle dokun."
Miho'nun ciddi tepkisiyle güç toplayan Dea Woong, Mih'nun işaret parmağını tutarak kendi işaret parmağıyla birleştirdi.
"Hoi Hoi."
"Hoi Hoi."
"Biz artık arkadaşız."


____________________

ÜÇÜNCÜ SAHNEMİZ: TİLKİ YAĞMURU
(Bu benim hem en sevdiğim hem de en kızdığım ve üzüldüğüm sahne...)


Kesin bir şekilde karar verip hızlıca yürüyen Dea Woong'un omzuna ince yağmur taneleri pıt pıt yağmaya başladı. 
Böyle güneşli bir günde ne yağmuru bu?
Merak edip başını kaldırıp baktı ve gökyüzünde azıcık bir bulut bile göremedi, hava çok berraktı.
Yağmur yağıyor. Açık bir günde ince yağmur. Tilki yağmuru.
Açık bir günde, yağmur yağarsa üzgün olduğum için ağlıyorumdur.
Miho'nun otobüste söyledikleri kulağında dolaştı.
Miho ağlıyor. Ağlayan Miho'nun hâli ayaklarını bağlayıp hareket etmesini zorlaştırdı.









16 Şub 2017

KARAKTER ÇATIŞMASI - DORUK AKMAN & AHMET SANCAKTAR [KİTAPLA MOLA BLOG TUR]




Selamlarrr!
Ben yine ilginç bir tur gönderisi ile karşınızdayım!

Bugün size tur kapsamımızda değişik bir şey yapalım dedik ve ortaya KARAKTER ÇATIŞMASI çıktı. Karakter Çatışması nedir derseniz de, İlle Kitap blogunun sahibi İnci'm ve benim sürekli yaptığımız ama ilk kez yazıya döneceğimiz bir olay olacak bu. Doruk Akman ve Ahmet Sancaktar savaşı!

Beni tanıyanlar az çok Doruk'tan nefret ettiğimi bilir, tabii Ahmet'i ne kadar sevdiğimi de! Keza İnci'nin de Doruk'a olan sevgisini! Haliyle biz de bunu bir kıyaslayak dedik.  








İnci'nin gözünden Doruk...

DORUK AKMAN:

İyi yönleri;

İnci: Sevdiği kadının kendini bulmasına yardımcı oluyor. Bakın sinir krizi geçirip her şeyi yıkıp döken Asya'nın bunu kabullenmesini ve doktora gitmesine sebep oldu. 
Ebru: Bunu yaparken kıza yeterince destek vermedi, yarı yolda bırakıp gitmeyi seçti.
İnci:  Asya’nın ayağa kalkmasını sağladı. Kendine iş kurmasını sağladı.
Ebru: Asya'nın asıl ayakta durmasını sağlayan Doruk'un onu bırakıp gitmesi ve çocukları oldu. Boşa adamı savunmayalım. :D
İnci: Ona karşı duygularından emin olması için ona zaman tanıdı
Ebru: Asya Doruk'a her zaman âşıktı. Ama Doruk'un geçmişindeki olayı kapaması, o defteri atması zaman aldı.
İnci: Duygularını saklamak yerine dürüst oldu.
Ebru:Dürüst olduğunu söylediğimiz adam daha Asya'ya neden gittiğini söylemekten aciz. :D
İnci: Evet belki öküzlük yapıp dönüşünde koluna sabrinayı taktı ama bu da tamamen yardım sever kalbi yüzündendi.
Ebru: Erkek olmanın salaklığı yüzünden yaptı bunları.
İnci: Sevdiği kadından vazgeçmedi. Onu kazanabilmek için her şeyi yaptı. Onun duygularından da emin olduğu için atılımlarından vazgeçmedi.
Ebru: Asya'yı kazanmak için her şeyi yapması kırıp döktüklerini telafi etmiyor.  Adam iki çocuğunun doğum gününe sevgilisini koluna takıp geldi.
İnci: Çocuklarını bırakmadı. Onlar için her şeyi yapabilecek bir baba...
Ebru: Öyle düşünceli ki çocuklarının doğum gününe metresini alıp geliyor!
İnci: Arkadaşı için her şeyden vazgeçebilecek bir dost.
Ebru: Bozuk saat de günde iki kere doğruyu gösteriyor. :D
İnci:  Ne kadar acı olsa da ne kadar tepki göreceğini bilse de kardeş dediğine son anına kadar yardımı dokunan biri.
Ebru: Terzi kendine fayda etmeyince ne yapsın...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kötü yönler;

İnci: Herkese iyi niyetle yaklaştığı için Sabrina tarafından kullanılarak Asya'nın kalbini kırması.
Ebru: Sabrina'yı bulmaya dönmeseydi de kandırılmasaydı o zaman...



***



Ebrunun gözünden Ahmet...


AHMET SANCAKTAR:

İyi yönleri;

Ebru: İnatçı, sevgi dolu, kendinden emin, ne istediğini bilen ve almak için savaşan biri.
İnci : O kadar özelliğine bir şey diyemem ama şu savaşma mevzusu tartışmaya açık. Adam o kadar savaştı ki Sena’nın gidişini engellemek için bir şey yapmadı. Peşinden bir seni seviyorum bile demedi. Sena ona geldiğinde bile neden geldin diye soran bir canlı Ahmet. Kadının önce demesini bekledi. Ego! Hem kendinden emin değil tatlım ego tavan yapmış.

Ebru: Sevdiği birini sonuna kadar sahiplenen, bunun için 'geri kafalı' olarak anılmayı bile kabul eder.
İnci: O kadar sahiplendi ki kız Onu’la evlenmesine ramak kala aklı başına geldi. Hatta o kadar sahiplendi ki kızı öpüp sarhoşluğunun altına saklandı ve kardeş dedi. Sormak lazım kardeşlerini de öyle tutkulu mu öpüyor?

Ebru: Aşka inanan ama bunu hak edecek çok az kişi olduğunu düşünen, hatta kendisini de hak etmeyen kesimden görecek kadar sevgi dolu.
İnci: Kesinlikle hak etmiyor da. Sena’nın yıllarca içinde büyüttüğü aşkını tek bir gecede yere gömdüğünü unutmamak lazım. Sena son golü atar gibi mektubu bırakmasaydı yüzde yüz Ahmet hala kendini öyle sanmaya devam edecekti.

Ebru: Havalı, kibirli ve kendini beğenmiş görüntüsünün altında analizci, sevgi dolu ve iyi bir kalbi var. Ama insanlara - ki sevdiği insanlar söz konusuysa- kolay kolay güvenemiyor.
İnci: Bu tamamen Ahmet severlerin uydurduğu bir şey. Adam tek kelimeyle kibirli ve kendini beğenmiş biri. Hatta o kadar iyi analizci ki herkese iyi olan Sena’nın onun yanındaki neden huzursuz olduğunu algılamada sorun yaşadı. Bu kısmı çok iyi analiz etmiş cidden.

Ebru: Sena'ya ilk görüşte âşık olmasına rağmen kendini aslında olduğu kişinin dışında gösterip onu da kardeşi gibi görmeye çalışacak kadar onurlu.
İnci: Hayır canım onurlu değil süzme salak. Sena’nın onun yanında diğerlerinin yanında davrandığından farklı davranmasını fark edemiyor sonra da ‘kardeş’ kelimesinin altına saklanıyor. Hatta o kadar kardeş gibi görüyor ki onu öpüyor sonra unutalım ayağına yatıyor. Kırıp üzerinde tepindiği kalbi umursamıyor.

Ebru: Sevdikleri mevzu bahis olduğunda ölüme gidecek kadar gözü kara!
İnci: Bu onun özelliği değil bu tamamen Sancaktar geninden gelen bir durum. Ahmet’e özel değil hiç ona yapıştırmayalım.

Ebru: Hayatını olmadığı bir kişiymiş gibi görünerek geçirirken bile özündeki karakterini her zaman koruyarak sevdiklerini her şeyi önünde tuttu.
İnci: O kadar gizledi ki karakterini, içerisinde barındırdığı sanatkar ruhu sakladı, bu tamamen ya kendine güvensizliktir ya da çevresinden alacağı tepkiden korkmaktır. Hayata ve çevresindekilere rol kesti. Kendini kandırdı. Sanki o kendi karakterini ortaya koydu da diğerleri dışladı onu.

Ebru: Sena'nın kendisinden nefret edeceğini bilse de onu korumak için doğru olduğuna inandığı şeyleri yapmaktan vazgeçmedi.
İnci: Daha çok yanlış şeyleri doğru kabul etti. Ezip geçti Sena’yı, onun ne düşüneceğini veya hissedeceğini düşünmeden ezip geçti. Öptü unutalım dedi, kardeş dedi.

Ebru: Küçükken yok saymak zorunda bırakıldığı aşk için, büyüdükçe gözündeki perdeyi daha da kalınlaştırıp kapanmasına ve çocuk aklına kazınan "ağabey" kimliğine gömülmesini sağladı.
İnci: Yine aynı şeyi söylüyorum “analizci” kişiliğini gösterip de Sena’nın ona tavırlarını analiz etmeyi becerebilseydi ağabey kimliği yerine sevgili kimliğine yıllar önce bürünmüş olurdu. Ama o ağabey ayağına yatarak yanına mankenleri yakıştır. Sena’nın kalbini ayaklarının altına aldı o da yetmedi içinde büyüttüğü kusursuz aşkı neredeyse öldürüyordu.

Ebru: Asi yapısı ağabeyinin arkasında ezilen kimliğinden gelmesine rağmen ağabeyi Mehmet'e sonsuz bir sevgi besler.
İnci: Bahsettiğimiz kişi Mehmet Sancaktar, tabi ki ezilecek! Madem ezilmek istemiyordu azıcık Mehmet’e yardım etseydi de adam da nefes alıp hayatını yaşasaydı. Üstelik ağabeyi sevmek zorunda! Sevmezse kıskanıyordur.

Ebru: Kindar biri değildir ama sevdiklerinin canını yakan biri her zaman radarında olur. O kişiyi affetse de bunu belli etmez.
İnci: Valla kabak gibi belli ediyor, Doruk’a takılmalarından Asya ile yaşanmış olanları unutmuş ve Doruk’la iyi anlaşır hale gelmiştir. Aralarda laf sokmalar ise bu ilişkinin güzel yanıdır. Üstelik Tanem’e kal diyemeyip gitmesine izin verip aşk acısı çekmesine sebep olan adamı da nasıl desteklediğini unutmamak lazım. Yağız’la bir olup da hadi sizi evlendirelim planı yapmadığı kaldı. Gerçi onu Asya hallettiydi.

Ebru: Kız kardeşlerinin eşlerinden hoşlanmasa da onlara ve kardeşlerini mutlu etmelerine hep saygı duyar, içten içe sever.
İnci: Tamamen kız kardeşlerinin onları bırakıp etraflarında pervane olacak yeni birilerini bulmuş olmalarını kıskandığını göstermemek için seviyor. Ama kardeşleri mutlu, aşık ona laf mı düşer.

Ebru: Yarım asır süren bir aşkın acısını kimse bilmese de çocukluk hayalleriyle o da mazide bırakmak zorun da kalmıştır.
İnci: Mazi de kalmasının nedeni tamamen kendine güvenememesinden ve korkaklığındandır. Çıkıp da seviyorum dedi mi hiç? Adam gibi Sena2nın karşısına geçip duygularından bahsetti mi? Aha bahsediyor dedik sarhoşluğu bahane ederek unutalım dedi, kardeş dedi.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Kötü yönler;

Ebru: Bana göre hiçbir kötü yönü yok! Her yaptığı içindeki eşsiz kişiliği maskelemek için bir yöntem. Eh, kusursuz olmak kolay değil. :))

İnci: Eeeee Ahmet Sancaktar olmak kusursuz olmayı gerektirir bir çok okurun gözünde, bu yüzden sizlerin kalbini çaldı. Kusursuzu herkes sever önemli olan kusurluyu kusurlarıyla sevebilmek. Sizi Doruk’u kusurlarıyla sevmeye davet ediyorum.  


***********************

Şimdilik bu kadar... Başka bir turda ve başka bir eğlencede görüşmek üzere. 


11 Şub 2017

MERAL KIR - YAZARIN ÇIKMAMIŞ KİTAPLARI [KİTAPLA MOLA BLOG TUR]



Merabayınnn! 

Bir blog tur yazısı ile -yine- karşınızdayım. Şu blog turlar da olmasa bloguma uğrayacak vakit bulamıyorum diyebilirim. Okumadığımdan değil ama okuduklarıma yorum girecek kadar vakte sahip olamıyorum. Haliyle de yorum ya da paylaşım yapamıyorum. Bu yüzden turlar farklı bir motivasyon etkeni oluyor benim için. :))

Bugün size daha önce -2014 yılı Haziran'ında yani- turunu yaptığımız AYLARDAN AŞK eserinin yazarı MERAL KIR'ın yeniden baskı yapan Aylardan Aşk'ının turu ile geldim. 
Bu turda bugünkü yayın bende ve ben yazarın çıkmamış kitaplarını inceleyeceğim. :)

Beni tanıyanlar az-çok bilir Meral Kır'ın kalemini ne kadar sevdiğimi. Hatta bu turda bu yayını istememin bir diğer sebebi de bu zaten. Çıkmamış ama internette yayımladığı Boşuna Sevdalar'dan bahsetmek ve hikâyeyi tanıtmak istedim. Çünkü Meral Kır yine o güzel kalemini konuşturmuş. Bir internet hikâyesi olmasına rağmen Meral Kır'ın ince zekasını ve kurgudaki ana temayı çok ama çok beğendim.
Boşuna Sevdalar'ın yanında başka bir hikâyemizden daha bahsedeceğim ama onun henüz bir ismi yok. Yazarımız yayımlamaya karar verdiğinde isimlendirecek. O hikâyemizde de yine zeki bir kurgu ve farklı bir tema işliyoruz. Meral Kır'ın zekice konu seçimleri her zaman hoşuma gitmiştir gitmeye de devam ediyor. Devam da edecek. Onun için bir kitaba isim vermek bile bir sanat bence. Çünkü isimler kitapların özeti gibi oluyor. Boşuna Sevdalar da böyle olan eserlerinden birisi.

Boşuna Sevdalar; küçükken çirkin ama hayata toz pembe bakan Nazenin'in aile dostları ve okulun basketbol takımının kaptanı Kaya'ya duyduğu tek taraflı aşkla başlıyor. Nazenin bir gün Kayaların evde kendisine ondan bir anı almak isterken çok uygunsuz bir durumla karşılaşıp oradan ayrılmasından 10 yıl sonrası ile devam ediyor. Nazenin yurt dışında Strateji Uzmanlığı eğitimi aldıktan sonra ülkeye geri dönüyor ve burada annesinin zoru ile Kayaların holdingte işe başlıyor. 
Kaya yıllar boyu görmediği Nazenin'i gördüğünde o yıllar önceki kötü anı anımsamasına rağmen onu da o anı da görmezden geliyor. Bu kısımı bilerek söylemiyorum çünkü oldukça ilginç bulduğum bir olay. :D
Tabii kitabın ilerisi şimdi size "Çirkin kızın güzelleşmesi ile çocuğun peşinden koşmasıdır!" gibi geliyor değil mi? Hiç alakası yok. Nazenin şirkette Kaya'nın isteği dışında çalışıyor ve şirketin bir Strateji Uzmanı'na da ihtiyacı yok, bu yüzden kızımızı Muhasebe Departmanı'nda görevlendiriyorlar. Ama kızımız hem zeki hem de mesleği gereği fazla detaycı biri olduğu için hesaplarda bir pürüz fark ediyor. Bunu da kendi lehine çevirip şirketin şu anki zor durumunun bundan kaynaklandığını anlıyor. Bu kısımdan sonrasında da Nazenin'in Kaya'nın desteği ile hesapları düzenlemek için adım atması başlıyor. Ve nasıl Nazenin hesapları bozanlardan kurtulmak istiyorsa, hesapları bozan ve şirketi batışa sürükleyenler de ondan kurtulmak için kendi yöntemlerini uygulamaya başlıyorlar. Kurgunun bu kısmına bayıldım, bayıldım ve yine bayıldım! Çünkü strateji uzmanlığı ve böylesi bir kurgu gereği oluşan olaylar örgüsü internet üzerinde yazılmasına rağmen beni çok şaşırttı. Hele ki hesapları karıştırıp da olayları sabote eden kişiyi öğrenmek hepsinden daha çok şaşırttı. Bu da Meral Kır farkı tabi. :))


Merakla kitap kokusuna bürüneceği anı bekliyorum!




KARAKTERLER:





Ad: Nazenin Yılmaz

Yaş: 25
Meslek: Strateji Uzmanı 
Karakter Alıntısı:  "Daha on beş yaşındaydı ama on yıldır içinde bulunduğu dolabın sahibi Kaya'ya âşıktı."













Ad: Kaya Tariç
Yaş: 30
Meslek: Genel Müdür, Eski Basketbocu
Karakter Alıntısı:  "Kaya'nın içi buz kesmişti.Kimseye acımak istemiyordu,özellikle kendine.Yalan bir dünyanın içinde sahip olduğu tek gerçek aşktı ve artık sahip olmak istediği tek şey de oydu.."










Selim ve Asi'nin hikâyesi Meral Kır'ın kaleminden çıkan bir başka güzel eser. Henüz bir adı yok, çünkü Meral Kır için bir kitaba isim vermek o kadar basit bir olay değil. Kitabın alacağı ismin kitaba uymasının yanı sıra birçok anlamda kitaptan bir şeyler vermesi gerektiğine inanıyor. Ben de merakla bu eserin ismini bekliyorum. :)

Bu eserimizin konusu da oldukça ilginç ki zaten Meral Kır'dan standart bir kurgu beklemiyoruz; beklememeyi öğrendik. :D

Selim Algan, 32 yaşında Makine Mühendisliği mezunu birisi. Ama onu önemli kılan asıl şey 10 yıl önce başına gelen bir olay sebebiyle hapse düşmesi ve yıllarını hapiste geçirmesi. On yıl sonra hapisten çıktığında ise tek istediği huzurlu bir hayat. Ama sabıkalı biri olmanın acı yönüyle karşılaşan Selim'imiz gittiği hiçbir iş yerinden iş imkânı bulamamakla beraber birçok anlamda sıkıntı yaşıyor. 

Bu kısımda da esas kızımız Asiye Göktaş, nam-ı diğer Asi'miz devreye giriyor. Kendisi bir şirkette İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı. İş kolik ve işinde istediği tek şey başarılarının takdir edilmesi. Sırf bu yüzden de eline gelen bir iş onun için zor olsa da o yapmayı seçiyor.

Selim, gittiği her yerden red cevabı alırken Asi'nin çalıştığı şirket SGK'nın zorunlu kıldığı hükümlülere iş verme zorunluluğu sebebiyetiyle bir hükümlü işe almak istiyorlar. Bu da tabii ki Asi'ye verilen bir görev. Bunu başarırsa müdürlüğe yükselme ihtimali olan Asi zor da olsa elindeki eski hükümlülerin dosyalarını inceler ve içlerinden hiçbirini değerlendiremez. Bu kısımda müdürü devreye girip eline aldığı ilk dosyadakini çağırmasını ister ve Selim ile Asi'nin macerası da böyle başlar. Aslında hikâyenin ilerleyişi daha farklı ama bundan çok bahsetmeyeceğim çünkü bu eserin konunu açık etmek istemiyorum. :D

Yazarın yazdığı bir diğer eserimiz de Sancaktarlar ailesinin son ferdi, aile babası görevindeki ağabeyimiz Mehmet Sancaktar. Ona da pek yakında kavuşacağız. ^_^

Turumuzu takip etmeyi unutmayın.

Diğer paylaşımlar ve bilgiler için: Yeppuda Kitaplık & Kitap Rüyası ile Ve Mutlu Son bloglarına bekleriz. 


Ayrıca turumuz için instagram üzerinden 2 Ad. kitap hediye ediyoruz. 

Hediye yarışmamız için de: YARIŞMA


Sevgiyle ve kitapla kalın. <3


23 Ara 2016

SUSAN ELIZABETH PHILLIPS - WYNETTE, TEXAS SERİSİ ALINTILAR




Biz yine harika bir tur ile geldik. Pegasus Yayınları'ndan çıkan Susan Elizabeth Phillips, bir tanecik SEP'imizin yeni kitabı TAŞ BEBEK turu bizde. 

Daha önce Chicago Serisi ile kalbimizi çalmıştı. Şimdi de yeni serisi Wynette, Texas'la karşımızda.
Taş Bebek bu yeni serimizdeki bir novella. Seri giriş kitabımız.

Taş Bebek'te, küçükken hayatın çeşitli zorluklarına göğüs germiş Fleur ve hayattaki herkese inancını kaybetmiş Jack'in yeniden yaşama tutunmaları, kalplerindeki kırgınlıkları iyileştirmelerini okuyoruz.
Biz ekip olarak kitapları çok beğendik. Ve inanıyoruz ki siz de çok seveceksiniz. :)

-----

Bookpage Dergisi tarafından "Romantik Komedi yazarlarının en değerlisi" olarak adlandırılan SEP'in mufağında bir daktilo yardımı ile yazdığı kitapları otuzun üzerinde dile çevrilmiş, birçok ülkede ise çok satanlar listesinde yer almıştır.

***

Wynette, Texas SEP'in kaleminde okuyacağımız yeni serimiz.
Ben de size bu seride çevrilmemiş kitaplardan alıntılar paylaşacağım. Aslen bu seriye başlamışız da, daha önce okurken seri detayına bakmadığım için fark etmemiştim. Pegasus Yayınları'ndan AŞK KAPIYI ÇALINCA ismiyle çevrilen What I Did For Love bu serideki dördüncü kitabımız. Biz bağımsız olarak okuyup hemen akabinde Chicago Serisi'ne geçtiğimiz için çok alakasız kalıyor ama bu seriyi okurken yeniden bir ele almak isteyebilirsiniz. :)
Bu serimizde -şu an için- iki adet novellamız var. Ve bunlardan ilki de Taş Bebek (Glitter Baby). Bunu bastıklarına göre diğer novellanın da basılacağı kanısındayım.

Dip not düşmem gerekirse, alıntılara baktığımda en merak ettiğim kitap Meg Koranda'nın kitabı olacağa benziyor. Zira çevirmemiş olsam da diğer paylaşılan alıntıları da oldukça keyifliydi ki bir de Korandalar'da ayrı bir hava var galiba. :D

Turumuzdaki diğer gönderilere erişmek için;

Cast - Chicago Serisi Tanıtım - Yorum ve Alıntılar; Yeppuda Kitaplık - Kitap Rüyası
Yorum ve Kitap Tanıtımları: Ve Mutlu Son Blog








Orijinal Adı: Giltter Baby
Edisyonu: Taş Bebek
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: Pegasusu Yayınları
Sayfa Sayısı: 512
Türkiye Yayın Tarihi: 07.12.2016

"Sorun yok, Çiçek,"diye fısıldadı kaba bir ses. "Sadece benim."

                                  ***

Jake'in içindeki duvarda -sağlam olduğunu sandığı o duvarda- bir delik açmıştı ve Jake bütün duvarın yıkılacağından korktuğu için o zamandan beri tek kelime yazmamıştı.

                                   ***

Jake Koranda, Fleur için hiç tanımadığı büyük annesi kadar ölüydü.










Orijinal Adı: Fancy Pant
Edisyonu: Henüz yayımlanmadı.
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: Gallery Books
Sayfa Sayısı: 495
Türkiye Yayın Tarihi: Henüz yayımlanmadı.

"Beni istiyorsan, beni kazanman gerekiyor. Ve bayım, kolay değilimdir."

                                  ***

"Tam düşündüğüm gibi, erkekler bu dünyaya benim gibi kadınları eğlendirmek için gelmiş."

                                  ***

"Bazı noktalarda insanlar ya çocukluklarındaki yarlardan kurtulmak isterler ya da sonsuza kadar sakat kalmak."









Orijinal Adı: Lady Be Good
Edisyonu: Henüz yayımlanmadı.
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: Avon
Sayfa Sayısı: 384
Türkiye Yayın Tarihi: Henüz yayımlanmadı.

Parmakları yardımıyla sandalyesinden kalktı ve kollarını Kenny'nin boynuna dolayıp kucağında doğruldu. 
Kenny bir kaşını kaldırdı. "Bir şey mi kaçırdım?"
Emma, ağzına çekici olduğunu umduğu bir gülümseme yerleştirdi ve dudaklarını kıpırdatmadan konuştu. "Beni derhal öp."
"Hayır," dedi Kenny öfkeyle.
"Neden?"
"Çünkü tavırların hoşuma gitmedi."
"Özür dilerim."
Kenny bakışlarını onun dudaklarına sabitledi. "Pekâlâ, seni öpeceğim."

                                                               ***

"Başarılı yetişkinlerin küçükken nasıl kötü muamele gördüklerini dinlemekten daha kötü bir şey yok, değil mi?"










Orijinal Adı: First Lady
Edisyonu: Henüz yayımlanmadı.
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: Avon
Sayfa Sayısı: 384
Türkiye Yayın Tarihi: Henüz yayımlanmadı.

"Bana dünyayı farklı şekilde gösteriyorsun. Sen, sabahları uyandığımda kalbimin karşılaştığı ilk şeysin. Uyumadan önce de aklımdan geçen son şey."

                                         ***

"Yaşadığım her an, sana baktığımda gün ışığı gibi ışıldıyorsun. Ben seni tanımadan önce yaşamıyordum. Ne istediğimi bildiğimi sanıyordum, ama hiçbir fikrim yoktu aslında. Ve sen hayatımın içine dalıp onu sonsuza kadar değiştirdin. Seni seviyorum, sana hayranım, sana tutkunum, sana tapıyorum."

                                         ***

"Senin içinde olmayı seviyorum. Ve yüzüne dokunmayı. Ve gözlerimi açtığımda bunun, senin gerçek olduğunu bilmeyi."









Orijinal Adı: What I Did For Love
Edisyonu: Aşk Kapıyı Çalınca
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 488
Türkiye Yayın Tarihi: 19.02.2010


"Seni seviyorum,"diye fısıldadı.
"Sen delisin."
"Sen de müthiş bir şeysin."
                
                ***

"Bana âşık falan olmuyorsun."
"Buna kendim de inanamıyorum. Tanrı'ya şükür henüz sadece kıyısında dolaşıyorum."

                ***

"Seninle hiçbir yere gelmiyorum."
"Göreceğiz. Senden güçlüyüm. Ve daha acımasızım. Hem de çok daha umutsuz durumdayım."











Orijinal Adı: Call Me Irresistible
Edisyonu: Henüz yayımlanmadı.
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: William Morrow
Sayfa Sayısı: 385
Türkiye Yayın Tarihi: Henüz yayımlanmadı.


"Burası Amerika. Düşünce özgürlüğümüz var!"
"Yanılıyorsun. Burası Teksas. Ve göz önünde tutulacak tek düşünce benimki."

                            ***

"Meg! Seni seviyorum! Seninle evlenmek istiyorum!"
"Çok garip," dedi duraksamadan. "Sadece altı hafta öncesine kadar bana Lucy'nin senin kalbini nasıl kırdığını anlatıyordun."
"Yanılmışım, Lucy benim kafamı kırmış."

                            ***

"Seninle olmak zor olmalı," dedi Meg. "Dışarıda Bay Mükemmel. İçerde Bay Şeytan."
"O kadar zor değil. Dünyanın geri kalanı sen kadar anlayışlı değil."














Orijinal Adı: The Great Escape
Edisyonu: Henüz yayımlanmadı.
Yazar: Susan Elizabeth Phillips
Yayınevi: William Morrow
Sayfa Sayısı: 416
Türkiye Yayın Tarihi: Henüz yayımlanmadı.


"İyi yapabildiğin ne varsa daha iyisini yap!"

                                       ***

"Bunu kabul etmekten nefret ediyorum ama bazı günler başka insanların sorunlarını duymak neşelenmeme sebep oluyor."




17 Ara 2016

Son Cadı Avcısı [The Last Witch Hunter) - Film İncelemesi


Orijinal Adı: The Last Witch Hunter
Türkçe Adı: Son Cadı Avcısı
Yapım Yılı: 2015
Türü: Korku, Fantastik, Büyü, Doğaüstü
IMBD: 6/ 10
Puanım: 7/10


İki gün önce boş bir vaktimde izlediğim güzel bir filmdi. Cadı Avı'ı diye bir kitap okumuştum birkaç yıl önce, onda cadıların bir topluluktakiler tarafından nasıl avlandığını, neler yaşadıklarını anlatıyordu. Film ise kısmen aynı şeyin avcı gözünden olan kısmıydı.

Ama itiraf etmem gerek; geç izlediğim için hayıflandığım bir film oldu.

Konu ve dış mekân efektleri olarak gerçekçi bir çalışma sunmuşlar, lakin tek bir sıkıntı yaşadım. Film fazla karanlık bir ışıklandırmada çekilmişti. Evet, konusuna bakarsak bu karanlık ortam uygun gibi geliyor ama izleyici için fazla göz yorucu olduğunu düşünüyorum. İzlerken epey zorlandım. Yine de güzel bir film olduğunun altını çizerim. Vin Diesel'in oynadığı her şeyde olduğu gibi bu da harika bir oyunculuk göstergesiydi.
Film, konuya direkt girdiği için ilk başlarda çok anlamsız ve yorucu geliyor. Konuyu bilmeyen ya da filmi takiplemeden tesadüfen izleyen biri için çok hızlı bir giriş olduğu kanısındayım. 

Konumuz 800 yıl önce yaşanan bir olayla başlıyor. Klauder ve Balta ve Haç topluluğu cadılar kraliçesinin insanlığı yok etme planını engellemek için kraliçe ile bir savaşa girerler. Bu savaşta birçok insan ölür, hatta ölenler arasında Klauder'ın ailesi de vardır. Kızı Elizabeth ve eşi Helena'yı kaybeder. 

Balta ve Haç ekibi ile birlikte kraliçeye birebir savaş açar. Herkes bir bir ölürken kraliçeye direkt saldıran Klauder kraliçe tarafından bir lanetle sihirlenir. Kraliçe ölürken Klauder'ı ölümsüzlük ile lanetler ve dünyada yaşayarak acı çekmesini ister. Son saldırısını da yaptıktan sonra tuzla buz olur.
Ve filmimiz böylece başlar.
800 yıl sonra.
Klauder kraliçenin kendisini lanetlediği andan bu zamana, yani 800 yıldır ölümsüz bir şekilde yaşamaktadır. Birçok şey görmüştür. Birçok cadı ve türü ile tanışmıştır.

Ama her şey gibi o da değişmiştir. 

Kraliçenin kendisine yaptığı lanet büyüsünden sonra Klauder kendini insanları korumaya adamış ve b
ir acı avcısına dönüşmüştür. Balta ve Haç'ın günümüzdeki haliyle insanlar ve cadılar arasındaki köprü görevi gören topluluğuyla beraber cadılara savaş açmaya devam eder. Bu sürecinde Dolan sıfatı verilen bir rahip görevlerinde Klauder'a yardım etmesi için seçilip, yemin ettirilir.
Klauder'a Dolan olarak destek veren emektar arkadaşı hastalanıp, ölür. Ama Klauder bu ölümde bir tuhaflık olduğunu anlar ve araştırırken bunun bir cadı büyüsü olduğunu keşfeder. Hem de 800 yıl öncesine dayanan kadim büyülerden biri olduğunu. Büyünün izlerini takip eder ve Belial adındaki bir erkek cadıya ulaşır. "Kendi ölümünü hatırla..." diyen cadının ne yapmak istediğini, ne anlatmaya çalıştığını bulabilmek için geçmişte gitmesi gerektiğini anlar.
Bunun için de büyü satan bir bara gider. Bardaki kızdan kendisini öldüğü, yani ölümsüz olduğu ana göndermesini ister... 
Belail ise ilk kez burada Klauder ile yüz yüze gelir.
Filmin asıl olayı buradan sonra başlıyor. Klauder istediği cevabı bu yöntemle bulamaz ama hem 36.Dolan'ı uyandırmak, hem de neler olduğunu tam olarak anlamak için 37. Dolan'ın yemin etmesiyle olayları araştırmaya karar verir. Belail ise Klauder'a saldırırken arkasında küçük bir de parça bırakmıştır. 
Burada kilit nokta Klauder'a hafıza büyüsü satan Chloe adındaki aslen bir cadı olan ama bunu herkesten gizlen kızımız. Kendisi bir Dream Walker(Rüyada Gezen)'dır ve bu gücünü saklamaktadır. Belail'in bara saldırdığı gece arkadaşını öldürmesi yüzünden Klauder ile onu bulmaya karar verir.
Sırlar, ihanet, gerçeklik, hayal ve daha birçok şey bu kısımdan sonra gelişiyor.

Filmin ilerleyişi bu kısımlardan sonra değişiyor. Konuya hâkimiyetiniz biraz daha kuvvetleniyor ve merak içerisinde ama heyecanın az olduğu bir şekilde izliyorsunuz. Fakat bu kısımdan sonrası hızlı bir adrenalin ile ilerliyor. Çünkü cadı kraliçe 800 yıl sonra yeniden doğuyor ve bu doğuşunun Klauder'ın üzerindeki lanetle bir bağlantısı var. Bu da filmin çıtasını yükselten nokta oluyor.
Genel olarak çok seveceğiniz bir film. Özellikle de sonlara doğru. Zira konuya hâkimiyetiniz ve konunun oturması ile çözüme ulaşan sırlar sonlara doğru film için fikrinizi epey değiştiriyor. Bir şans verebileceğiniz bir film. Her ne kadar daha iyilerini izlediğimi düşünsem de güzeldi. :)

FRAGMAN

11 Ara 2016

Elisa Di Rivombrosa [DİZİ İNCELEMESİ]


Adı: Elisa Di Rivombrosa
Bilinen Adları: Elisa
Sezon Sayısı: 2
Bölüm Sayısı: 52
Türü: Romantik, Macera, Pembe Dizi 
Yapım Yılı: 2003
Türkiye Yayını: TV8


Sonraki Uyarlama: La Figlia Di Elisa - Ritorno A Rivombrosa
Sezon Sayısı: 1
Bölüm Sayısı: 16
Yapım Yılı: 2007





Herkese merhaba!


Bundan bilmem kaç sene önce  TV8'de izlemiş olduğum Elisa Di Rivombrosa, TV8'deki adıyla Elisa hakkında bir tanıtım yazısı geçmeye karar verdim. Dönem dizileri hakkında kimle konuşsam şu sıralar rağbet gören Outlander dışındaki dizileri bilen yok ne yazık ki. Özellikle de Elisa'yı. Kendisi hem eski bir dizi olduğu, hem de araştırıldığında geniş ve net bir sonuç alamadığınız bir dizi olmanın azizliğine uğruyor.

Diziyi izlemek istediğinizde bölümlerini bulamıyor, bulduklarınız da tüm sezonları kapsamıyor maalesef. O yüzden dizi hakkında çok bir kaynak mevcut değil.Ben de hem historical sevdiğimden, hem de uzun süredir aklımda olduğundan dizi için bir tanıtım geçmek istedim.


Neyse, diziyi çok net hatırlamıyor olsam da temel hatları hâlâ aklımda. 
Dizimiz üç sezondan oluşuyor aslen: 
İlk sezonumuz Elisa, Rivombrosa Kontesi olana ve Fabrizio'yu kaybedene kadar süren kısmı içeriyor. İkinci sezon Elisa'nın Rivombrosa topraklarını korumak ve kızına bakmak için çabalarken Baron .. üçüncü sezonumuz ise ilk iki sezondan bağımsız olarak Elisa'nın Fabrizio'dan olan kızı Agnese'i ve Elisa'nın ezeli düşmanı Lucrezia'nın oğluyla aralında gelişen aşkı anlatıyor.Ben ilk sezonu ve ikinci sezonu çok sevmiştim. Zira Elisa'nın hikâyesi çok güzeldi ama kızının ve Andrea'nin sezonu çok yavandı. Zaten Agnese annesini ve Christian'ı falan kaybedince abisinden başka kimsesi kalmamıştı. Sarmadı o yüzden. 


Elisa, Rivombrosa Malikanesi'nde hasta ve yaşlı Kontes Agnese'e yardımcılık etmektedir.
Kendisi fakir bir köylü kızı ama çok bilgili birisidir ki bu sayede kontesin yardımcılığında mürebbiyeliğe yükselecektir.

Elisa, hem bilgisi, hem kibarlığı hem de iyi kalpliliğiyle kontesin kalbini çalmıştır ve kontes Elisa'yı kızı kadar sevmeye başlar. Öyle ki Elisa ile orduda askeri görevini yapan oğlu Kont Fabrizio hakkında sohbet etmeye, onu ne kadar özlediğinden bahsetmeye gidecek kadar... 

Elisa malikaneye alışmaya başladığı sıralarda ise Kont Fabrizio, bir gün ansızın döner ve çiftimizin tutkulu, inişli çıkışlı ve bol entrikalı aşkları da başlar.

Fabrizio, tam züppe bir kont olduğundan, ya da öyle davranmayı seçtiğinden Elisa'yı annesinin yanında ilk gördüğü an yatağa atması gerekenler listesine ekler! Ama bilmediği şey Elisa'nın bir bakışla, bir tatlı sözle baştan çıkacak bir kadın olmadığıdır. Elisa, değerleri olan ve bu değerler uğruna yaşayan bir kadındır. Bu sebepten de Fabrizio kendisine ne kadar yaklaşırsa sınırlarını o kadar belirginleştirerek ona sürekli karşı koyup Fabrizio'yu reddeder. Eh, tabi bu da Fabrizio gibi bir çapkın için kazanılması gereken bir savaşa dönüşür... Ve böylece imkânsız ama bir o kadar da etkileyici bir aşk başlar.

İlk sezonda Elisa ve Fabrizio hem aşkları için sınıf savaşı verirler hem de kralları için düzenlenen suikasti engellemek için çabalarlar. Bu çabanın sonucu ikisi için de sınıf farkını ortadan kaldırır. İmkânsız aşk tüm zorlukları yener.

İkinci sezon ise; Elisa kral tarafından Rivombrosa Kontesi ilan edildikten ve Fabrizio ile evlenip kızını doğurduktan sonra, Fabrizio'yu kaybetmesi ile başlar. Aradan geçen 5-6 yıl sonrası ile de devam eder. Hem kızını hem de topraklarını korumak için savaş veren Elisa arka planda da eski düşmanı Lucrezia ile savaş vermeye devam eder. Bütün bunların arasında ise Fabrizio'dan sonra kalbini kimseye açmamış olan Elisa'nın hayatına ansızın giren Christian'a âşık olması ile ilerler.


Üçüncü sezonumuz da 20 yıl sonrasını ele alıyor. Elisa ve Fabrizio'nun küçük kızları Agnese ile Lucrezia'nın oğlu Marki Andrea'nın arasında doğan aşkı anlatıyor. 

Elisa'nın ölümünün ardından Agnese ağabeyi Martino ile beraber yaşamaktadır. Geçmişe dair hiçbir şey bilmeyen Agnese'i göl kenarından gören Andrea'nın onun kim olduğunu bilmeden Agnese âşık olması ve ikisi arasındaki imkânsız ve tutkulu aşkın konu aldığı bir sezon.
Çok tutulmadığı için 16 bölüm ile sonlandırılmıştır.





Bu da efsanevi açılış şarkımız. 


9 Ara 2016

TÜYAP KİTAP FUARI ÇIKARTMAM | 19 - 20 KASIM 2016



Bu sene 12-20 kasım tarihleri arasında düzenlenen, artık biz kitap severler için rutin olan 35. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nı da geride bıraktık. XD

Dolu dolu, keyifli, şen şakrak bir fuar oldu benim için. Son birkaç yıldır fuarda böylesine gezme fırsatı elde edememiştim. Özellikle de iş yoğunluğumdan ötürü denk getiremiyordum. Bu sene ise önceliği kendimden yana kullandım ve dostlarla beraber verimli bir fuar atlattım.


***


Cumartesi günümüzü sevgili yazarımız Meral Kır'ın imzasında geçirdik.

Yine kalabalık ve bayağı hareketli bir imza oldu bizim için. Uzun zamandır görmediğimiz okur arkadaşlarımızı gördük, yeni ve çok tatlı insanlarla tanıştık. Hepsi birbirinden şeker insanlardı. Daha da önemlisi o keyifli sohbetleriydi. Tabii bir de MEHMET SANCAKTAR'ın ne zaman çıkacağı konusu. :D Her ne kadar bu konuda önce Hakan diye yakarsam da fuarda imzaya gelenleri 2/4'sinin 'MEHMET ne zaman çıkıyor?' sorusundan sonra geri adım atmak zorunda kaldım.  Yine de 'Yılmak yok, yola devam!' diyorum. Elbet Hakan'ı da okuyacağım günler gelecek!


Özetle cumatesi günü bizim için güzel ve yoğun bir imza etkinliğiyle geçti. Saat 12 sularında fuara vardığımızda kısa bir süre dinlendik ve 3'e doğru kalktığımızda artık tam gezeceğimizi düşünürken yolda Meral Kır diyerek imza alanlar sayesinde gezme planını ertesi güne bıraktık. :)))


Pazar günü ise, Instagram ve facebook üzerinden yürüttüğümüz Kitapla Mola tur ekibimizle hem keyifli hem de müthiş eğlenceli zaman geçirdik. Aslen mottomuz; GEZMEYE GİDİYORUZ! idi. Ama fuar alanına girdiğiniz de -ve elbet tabi kitap kurdu iseniz- o havayı soluyunca kitaplara karşı koyamadık.

Bir de baktık ki poşetlerimiz önce dolmaya, sonra da ellerimizdeki poşet sayıları artmaya başlamış, farkında bile değiliz. İşte o an alabildiğine gezmeye, aklımızda olanlardan ziyade ilgimizi çeken ne varsa almaya karar verdik.

Yeppuda Kitaplık&Kitap Rüyası ve Kitap Soluğu ile yayınevlerinin stantlarını gezerken hem çalışan arkadaşlarımız ile görüştük hem de yeni yeni insanlar tanıdık. Yayınlerinden gözde kitaplarla birer ekip foto çektik. Eğlencemize eğlence kattık. XD